gokhanhan.sitemynet.com
INTERNATIONAL SPECİAL METAPHYSICS ACADEMY METAFİZİK UZMANLIĞI VE METAFİZİK ÇAĞI PARAPSİKOLOJİ-METATERAPİ-PSİKANALİZM-SES VE RESİMLE KİŞİLİK VE RUH ANALİZİ NAZAR-BİLİMSEL NAZAR-DÜNYADA EVRENSEL İLK NAZAR KİTABI. KANSERLİ HASTALIKLARA BİOENERJİ VE ŞİFALI BİTKİLERLE ÇARE OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK-FOBİK BOZUKLUKLAR-CİNSEL İSTEM BOZUKLUKLARI-MANİK DEPRESİF PANİK ATAK-DEPRESYON-KAYGI-EVLİLİK SORUNLARI TİTREME-VİTİLİGO-UYKU BOZUKLUKLARI-UNUTKANLIK-SAÇ DÖKÜLMESİ VE KELLİĞE KESİN ÇÖZÜM-DAMAR SERTLİĞİ VE TIKANIKLIKLARI-BEL VE BOYUN FITIĞI-KEKEME-OTİZM RADYASYON-SEDEF-BAŞ AĞRISI SORUNLARI-SARA(EPİLEPSİ)SARILIK(HEPATİT)-FİZİKSEL HASTALIKLARIN YANSIDIGI RUH DİLİ-FİZİKSEL HASTALIKLAR
TELEPATİ-EMPATİ-TELEKİNEZİ BİOENERJİ-RADYASTEZİ BASINDA GÖKHAN HANİ İNTERNET BASINDA GÖKHAN HANİ MANYETİZMA-HİPNOTİZMA-NPL(Neuro Linguistik Programming)-YÜZÜ GÜZELLEŞTİRME SANATI DEPREM IŞIMASI-SPİRİTÜAL VARYASYON - KOZMİK VARYASYON SENDROMU FELÇ-ROMATİZMA-KİNESİOLOJİ-BİOTERAPİ-HOMEOPATİ-SHİATSU-KİROPRATİK-AROMA TERAPİ-GİZEMLİ TAŞLARLA TERAPİ ONUR-BİLİMSEL SİYASET DİYALEKTİĞİ-DİL DİYALEKTİĞİ-MERHAMET VE RUH-ÖNDER VE ÖNDERLİK-SOSYETE FELSEFESİ-FİZİKÖTESİ KADINLAR-SÖZDE ÜNLÜ İNSANLAR-AL PARTİ GELİYOR-KADINLARIN RUH GENETİĞİ AŞKIN METAFİZİK BOYUTU-RUHLAR DÜNYASI-ESTETİK AMELİYAT-GÜVEN VE ÖZGÜVEN -CESARET-ÖZLEM-ÖLÜM GERÇEĞİ-UYUTULAN RUHLAR ONUR-BİLİMSEL SİYASET DİYALEKTİĞİ-DİL DİYALEKTİĞİ-MERHAMET VE RUH İMAJİNASYON-GÖZLERLE KONUŞMA SANATI-DÜŞÜNCE GÜZELLİĞİ-ÖZGÜRLÜK-EVLİLİK PROBLEMİ-NEREDEYİM-TELEVİZYON HİPNOTİZMASI KADINA METAFİZİKSEL BAKIŞ-ASALET-YALNIZLIK DİYALEKTİĞİ -İNTİHAR-CİNSELLİK-MUTSUZLUĞUN KAYNAĞI-AYRILIK-TELEPATİK CİNSELLİK-METAFİZİK EKONOMİ-KIBRIS AŞKI-İSTANBUL KUSACAK

RADYASYON-SEDEF-BAŞ AĞRISI SORUNLARI-SARA(EPİLEPSİ)SARILIK(HEPATİT)-FİZİKSEL HASTALIKLARIN YANSIDIGI RUH DİLİ-FİZİKSEL HASTALIKLAR

fghfh.jpg

khh_.jpg

Psoriazis (Sedef hastalığı:
Psoriazis epidermisin aşırı proliferasyonu ile karakterize kronik "papuloskuamoz" hastalıktır. Vakaların çoğunun kendine has bir klinik görünümü vardır fakat birçok ati pik tablo görülebilir. Bu lezyonlarin ortak noktası ortası gümüşi bir pullanma gösteren küçük eri temli papuller seklindeki uniter lezyonlaridir. Bu papuller, plaklar oluşturacak şekilde birleşirler. Gümüşi pullanmalar parakeratotik stratum korneum içinde notrofiller icerir. Notrofiller Zumbuch'un akut pustuler psoriazisinde deride pustul, hatta "pul golcükleri" oluşturacak kadar yoğun olabilir. Psoriazis vulgaris' in pullanan plakları diz ve dirsekler gibi travma ve sürtünmeye açık bölgelerde daha sıktır, fakat saçlı deriyi veya diğer bölgeleri de tutabilirler. El, ayak ve tırnaklar etkilenebilir. Bu hastaların hayati tehdit edici ya da von Zumbusch formundaki gibi tüm vücutta pustuller, ateş, elektrolit bozuklukları ve periferik notropeniyle seyreden eritroderma oluşturmayan kronik ve oldukça stabil bir psoriazis formu vardır. Tedavi edilmeyen ağır hastalarda hipoalbuminemi, elektrolit kaybı ve sepsisten olum oluşabilir. Inverse psoriazis' te plaklar baslıca intertriginoz bölgeleri tutarlar. Hallopeau'nun acrodermatitis continua' sinda psoriazis el ve ayaklara sinirlidir. Gebelikte alevlenen psoriazis yanlışlıkla "kaçınılması gereken bir terim olan" "impetigo herpetiformis" seklinde isimlendirilir. Streptokok enfeksiyonlarından sonra hastalıkta alevlenme olabilir. Bir bölgeye uygulanan travma burada lezyon olusumuna sebep olabilir (Koebner işareti). Gümüşi pulların kazınması toplu iğne ucu seklinde kanama noktalarinin belirmesine yol acabilir (Auspitz işareti). Andrew'nun pustuler bakterid' i avuç ici ve ayak tabanlarına lokalize pustuler bir dermatit seklidir. Bu lezyonun pustuler psoriazis ile tartışmalı bir ilişkisi bulunur ve sistemik antibiyotik tedavisine cevap verisiyle ayirdedilir.
Sedef hastalığı, kronik bir rahatsızlıktır!

Sedef hastalığı çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilen, tekrarlayıcı, kronik bir deri hastalığıdır. Deride tipik olarak üzeri sedef rengi pullarla kaplı kızarık alanlar mevcuttur. Derinin üst katmanı (epidermis) aşırı derecede büyümekte, kalınlaşmaktadır.

Oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Toplumun yaklaşık %1-2 sinde görülür. Hemen her yaşta görülebilmesine rağmen 15-35 yaş arasında daha sık rastlanmaktadır.

Hastalık zaman zaman şiddetlenir, zaman zaman bulgular azalır. Ailesel yatkınlığı olan kişilerde daha sık görülür. Vücudun her tarafında küçük belirtileri ortaya çıksa da büyük parçalar daha çok gövde, dirsek, diz, kafa derisinde, derinin kat yerlerinde ve tırnaklar da ortaya çıkar.

Normal şartlarda deri yaklaşık bir ayda kendini yeniler. Ancak sedef hastalığında bu süre birkaç güne kadar inmiştir ve ölü deri hücrelerindeki artış kalın plaklar oluşturmaktadır.

Deri yüzeyine zarar veren yaralanmalar, kesikler, yanıklar, böcek sokmaları hastalığı alevlendirebilir. Kanser tedavisinde kullanılan bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar, romatizmal eklem hastalığı, viral veya bakteriel enfeksiyonlar, alkol kullanımı, şişmanlık, güneş ışığından yararlanamama veya aşırı güneş ışığı alma, stres, genel sağlık durumu bozuklukları, çok soğuk iklim de alevlendirici etkenlerdendir.

Sedef hastalığı bulaşıcı değildir.

Belirtiler

Deri Döküntüleri: Kuru, kızarık, keskin sınırlı, genellikle gümüş-sedef renkli pullarla kaplı, kazındığında tabaka tabaka kalkan ve toz gibi beyazlaşan, alttaki zeminde ise küçük kanayan noktacıklar bırakan oluşumlardır. Daha çok gövde, dirsek, diz, kafa derisinde, derinin kat yerlerinde yerleşmişlerdir.

Tırnak Belirtileri: Hastaların yaklaşık yarısında el tırnaklarında daha az bir kısmında ise ayak tırnaklarında toplu iğne başı büyüklüğünde çukurlaşmalar, tırnakta kalınlaşma, sararma görülmektedir.

Kaşıntı: Eklem yerlerinde ağrı ve yanma olabilir.


Metafizik Uzmanı ve Psikanalist-Yazar Gökhan Hani; sedef hastalıkları üzerinde 5 yıl süren Alternatif (Tamamlayıcı) Tıp çalışmaları sonucunda 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi yöntemleri ve Şifalı bitkiler yardımı ile çalışmalarını tamamlamıştır. Sitede yer alan tüm yöntemler ve formüllerin orijinal yapısı Metafizik Uzmanı Gökhan Hani'ye ait olup; kopyalanması ve başka sitelerde yayınlanması yasal değildir. Sitede yer alan tüm şifalı bitkiler sedef üzerinde etkili olup, kesinlikle gramajları ve kullanım şekilleri verilmemiştir. Sedef hastalığı üzerinde etkili olan şifalı bitkiler bu tür hastalıklara maruz kalan kişiler üzerinde kesinlikle UZMAN görüşü ve onayı olmadan kullanılmamalıdır. Sedef hastalığı için ayrı ayrı verilen şifalı bitkiler anatomisi bitkilerinin kullanım şekilleri ve gramajları sitede yayınlanmayacaktır.8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi alternatif tıp yöntemleri ve şifalı bitkiler aracılığıyla sedef üzerinde etkili olunduğu gözlenmiştir. Alternatif (Tamamlayıcı) Tıp teknikleri asla modern-klasik tıp yöntemlerinin önüne geçemez. Modern tıp yöntemleri sedef hastalarına yanıt veremiyorsa ya da tamamlayıcı(alternatif) tıp yöntemleriyle desteklenmesi gerekiyorsa 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi ve şifalı bitkiler yöntemleri kullanılmalıdır. Metafizik uzmanlığı kişilerin yaşadığı bölgenin veya coğrafyada yetişen bitkilerle çeşitli hastalıkların üstesinden gelinebileceği görüşündedir. Bu sitede yayınlanan 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi ve şifalı bitkiler yöntem, teknik ve metodolojisini hiçbir Bioenerjist ya da herbalist tarafından kendi adına kullanamaz. Bu yöntemler ve formüller sadece Metafizik uzmanı ve psikanalist-yazar Gökhan Hani'nin 5 yıllık çalışması sonucu ortaya çıkıp ve bir formülün gramajı ve kullanım şekli sadece Metafizik Uzmanı Gökhan Hani ye aittir. Türkiye de ve çeşitli ülkelerde Bioenerji sadece 1 aşamalı kullanılabilmektedir. Alternatif tıp literatüründe Bioenerji 8 aşamalıdır. Biyoenerjinin 8 aşaması kullanılmadan sedef ve diğer bilinmeyen (agnostik) önemli hastalıkların üzerinde enerji verilmesi yetersiz kalmaktadır. Reiki uygulamalarının Bioenerjiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Reiki 3 aşamalı olarak Budist felsefesinde sadece yer alır. Bioenerji ise 8 aşamalı veri ve yaklaşımlarıyla Alternatif tıbbın temelini oluşturur. Bionerjinin, Reiki vb yöntemler gibi sembolik- din-felsefesiyle bir bağlantısı yoktur. Bioenerji; Evrensel enerjinin kozmik bağında insan vücudunun 7 ana çakra ve 2 ara çakra bölgesinin pranik ve auratik bağlantısıyla paralel spirütüal-lliastre ile birleşiktir.

SEDEF İÇİN 8.AŞAMALI BİOENERJİ-BİOTERAPİ VE ŞİFALI BİTKİLER:

Sedef için Şifalı bitkiler kullanılma formülü:
1.Kullanılış şekilleri
2.Nasıl Hazırlanması
3.Ne zaman alınmaları
4.Ne zamana kadar kullanılmaları
5.Şifalı bitkilerde kullanılacak Gramajları ve Ölçümleri
6.Kullanılma formülü Metafizik Uzmanı Gökhan Hani'ye aittir.
7.Şifalı bitkiler anatomisi ve 8.Aşamalı BİOENERJİ-BİOTERAPİ ile beraber kullanıldığında etkili olmaktadır.

1. AFRİKA KAKULLASI
2. AĞULU KÖK(CEDVAR)
3. ARDIÇ KATRANI
4. ATKESTANESİ
5. BEYAZ ISIRGAN OTU
6. BEYAZ HARDAL
7. BİBER AĞACI
8. ÇÖPLEME
9. ERİK AĞACI
10. HARDAL
11. HATMİ
12. SEDEF TAŞI
13. PİRİNÇ
14. ISPANAK
15. DEMİR
16. BAKIR
AYRICA SEDEF HASTALIĞININ RUHSAL KÖKENİ DE OLDUĞU İÇİN METATERAPİ VE BİLİNÇALTI PSİKOLOJİ BOŞALTIMI YAPILMASI ŞARTTIR.

Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.

GEREKLİ BİLGİ İÇİN METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ'YE DANIŞIN.
TÜRKİYE İÇİN GSM:0535 939 01 23
AVRUPA İÇİN GSM:0543 765 75 90
TÜRKİYE İÇİN MSN:metafizikuzmani@hotmail.com
TÜRKİYE İÇİN MSN:metaterapi@hotmail.com
AVRUPA İÇİN MSN:avrupaterapi@hotmail.com

hgvhbv.jpg

SARA(EPİLEPSİ): Sara, sinir sisteminin bir hastalığıdır.

Bu hastalığın sebepleri çok çeşitlidir. Hastalığın kliniğe yansıyan hasta oluşturduğu tablo-şekilleri de farklıdır.

Esas olarak sara hastalığında beyinde kontrol dışı uyarılar söz konusudur.

Beyinden çıkış yerlerine göre kabaca ikiye ayırabiliriz. Birincisi: Beyin kabuğundan kaynaklanan epilepsi nöbetleri, İkincisi: Beyindeki beyin sapı dediğimiz ve uyku uyanıklık merkezlerinin de bulunduğu bölgeden çıkan uyarılarla oluşan nöbetlerdir.

İnsanoğlunun beyni erkeklerde 1,5 kg, kadınlarda 1,3 kg kadardır. Beynimizi meydana getiren 2 yarım kürede 8 tane lob vardır. Her lobun ağırlıklı olarak değişik görevi vardır. Onun da altında beyin sapı denen ve dolaşım, solunum, uyku, uyanıklık merkezlerinin yer aldığı oluşum yer almıştır.

Alın bölgemizde yer alan frantal loblar mantıklı düşünme ve gelen bilgileri koordine etme vazifesi görürken; kafatasımızın her iki yanında yer alan loblar, vücudumuza dokundurulan nesneleri ayırt etme, tanıma, bir gayeye yönelik eylemde bulunma gibi fonksiyonlara sahiptir. Pariatal loblara komşu olan ve onun alt iç kesimlerinde yer alan temporal loblar ise, ağırlıklı olarak işitme ve tat alma gibi duyumları algılar. Konuşma merkezimiz ise genelde beynimizin sol yarısındadır. İnsanlarda ağırlıklı olarak sol beyin yarısı hâkimdir. Sağ beynin yarısı hakimiyetindeki insanlar solak olurlar: Çünkü, beynimizin sağ tarafı vücudumuzun sol tarafı, beynimizin sol yarısı vücudumuzun sağ tarafının idare eder.

Sol beyin yarısı daha çok entelektüel özellikler ve işlerde kendini gösterir. Sağ beyin yarısı ise, sanat ve estetik ağırlıklı çalışır. Şairler, ressamlar, sanatçılar da genelde sağ beyin yarısı baskındır. Hesap kitap adamlarında, entelektüel, felsefî yönelimli insanlarda sol beyin yarısı etkindir.

Kafatasınızın en arka kısmına yerleştirilen oksipital loblar da gözümüzle gördüğümüz nesnelerin gerçek görüntüleri teşekkül eder.

Beyinciğin görevlerine gelince: Kaslarımızın belli bir gerginlikte tutulması, hareketler arasında koordinasyon kurma, vücudun dengesini, pozisyonunu sağlamak olarak sıralanabilir.

Bütün bu lobların üstünde insanlara has olarak beyin kabuğu vardır. Loblar söz konusu fonksiyonlarını bu kabuk vasıtasıyla görürler.

Sara nöbetleri herhangi bir lobun kabuğundan kaynaklanıyorsa, o bölgenin göreviyle ilgi anormal kontrol dışı durumlar ortaya çıkar. Meselâ, temporal bölgedeki bir nöbette işi hiç olmayan nesnelerin kokularını algılayabilir, olmayan bir takım sesleri duyabilir. Sürekli olarak birtakım otomatik hareketlerde bulunabilir. Örneğin, dudaklarını yalayabilir, çorabını çıkarıp giyebilir...

Beyin sapından kaynaklanan ve bütün beyine yayılan nöbetlerde, hasta insan, âniden herhangi bir yere düşebilir. Veya uykuda olabilir. Bu durum da, bütün kasları içine alan ve bir iki dakika kadar sürebilen bir kasılma ve ardından da kaslarda titreme-ellerde, ayaklarda-görülen ve hasta insanın şuuru kapanır. Bu esnada idrarını altına yapabilir. Dilini ısırabilir. ağzından köpükler gelebilir. Buna büyük sara nöbeti denmektedir.Çocukluk çağlarından daha sık görülen diğer bir sara nöbeti ise, pelit mal denen ve dalıp gitmelerle kendini belirli eden nöbetlerdir.
Başlangıçta temas ettiğimiz gibi, sara hastalığının yüzlerce sebebi vardır. Meselâ, irsî hastalıklar, doğum esnasında çocuğun oksijensiz kalma ve zor doğması, çeşitli metabolik hastalıklar-kan şekeri düşüklüğü, tuz azlığı, kalsiyum azlığı gibi. Çeşitli kazalar sonucu kafanın sarsılması, zedelenmesi, beyin tümörleri ve daha yüzlerce sebep...
Epilepsi hastasından korkmamak gerekir. Büyük nöbeti olan hastalar düşme ihtimaline karşı yüksek yerlerde yatmamalı ve sokaklar da tedbirli olmalılar.
Epilepsiler Neden Oluşur?

Çocukluk Çağında Nedenler :

Travma
Sepsis ( Enfeksiyon )
Serebral Malformasyon ( Beyinde Anormal Gelişim )
Vitamin B6 Eksikliği
Febril Konvülziyonlar ( Ateşe Bağlı İstemsiz Şiddetli Kasılmalar )


Erişkinde Nedenler :


Serebrovasküler Hastalıklar ( Beynin Damarsal Hastalıkları )
Nörokutanöz Hastalıklar
Venöz Tromboz ( Venlerde Tıkanma )
Kan Diskrazileri ( Kan Elemanlarında Bozukluk )
Santral Sinir Sistemi Enfeksiyonları
Tümörler
Epilepside Nöbet Tipleri

Parsiyel Nöbetler


Basit Parsiyel ( Bilinç Bozukluğu Yok )
Komplex Parsiyel
Sekonder ( İkincil ) Parsiyel
Jeneralize Nöbetler


Jeneralize Tonik- Klonik ( Bilinç Bozukluğu + Kasılmalar )
Absans ( Dalmalar Şeklinde )
Myoklonik
Tonik- Klonik
Atonik


Kural olarak jeneralize nöbetlerde aura dönemi yoktur, oysa parsiyel nöbetlerde bu vardır. Aura ne demektir? Aura; bilinç bozulmadan önceki dönemde ortaya çıkan semptomlar ( belirtiler ) dır. Örneğin; baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı gibi hisler.

Nöbetlerin seyri hastadan hastaya değişebilir. Nöbetler sırasında; bilinç bozukluğu, istemsiz kasılmalar olabilir, tad duyusu bozulabilir, görme bozuklukları olabilir, baş dönmesi olabilir.
Nöbet Geçiren Bir Epilepsi Hastası Gördüğümüzde Neler Yapmalıyız?


Öncelikle sakin olun ve hastanın yanından ayrılmayın
Hastanın hareketlerini engellemeye çalışmayın
Hastayı güvenli bir yere yatırın
Hastayı, onu yaralayabilecek şeylerden ( sert yada ucu sivri eşyalar ) uzak tutun
Sıkı giysileri varsa gevşetin ( kemer, kravat ) , gözlük takıyorsa çıkartın
Hastayı güvenli bir şekilde yan yatırıp tükrüğünün dışarı akmasını sağlayın, bu hava yolunu rahatlatacaktır
Asla ağzına bir şey sokmaya veya koymaya çalışmayın
Çene ile ilgili zorlayıcı hareketler hastaya zararlıdır
Nöbet sırasında ilaç vermeye çalışmayın, kendi kendinize nöbeti geçirmeye çalışmayın. Soğan, kolonya vs. koklatmayın
Hastanın üzerinde epilepsi hastası olduğuna dair bir kart, yada eğer öyleyse sizin nöbet durumunda ne yapmanız gerektiğini açıklayan bir kart bulunup bulunmadığını kontrol edin
Nöbetin bitmesini bekleyin
Sıklıkla nöbet sırasında hastanın bilinci yerinde değildir, engellemeler olumsuz sonuç verebilir ama siz yine de hastanın açık bir cama yada yola gitmesine yumuşak bir şekilde engel olun.

Metafizik Uzmanı ve Psikanalist-Yazar Gökhan Hani; Sara(epilepsi) hastalıkları üzerinde 5 yıl süren Alternatif (Tamamlayıcı) Tıp çalışmaları sonucunda 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi yöntemleri ve Şifalı bitkiler yardımı ile çalışmalarını tamamlamıştır. Sitede yer alan tüm yöntemler ve formüllerin orijinal yapısı Metafizik Uzmanı Gökhan Hani'ye ait olup; kopyalanması ve başka sitelerde yayınlanması yasal değildir. Sitede yer alan tüm şifalı bitkiler
Sara(epilepsi) üzerinde etkili olup, kesinlikle gramajları ve kullanım şekilleri verilmemiştir. Sara(epilepsi) hastalığı üzerinde etkili olan şifalı bitkiler bu tür hastalıklara maruz kalan kişiler üzerinde kesinlikle UZMAN görüşü ve onayı olmadan kullanılmamalıdır. Sara hastalığı için ayrı ayrı verilen şifalı bitkiler anatomisi bitkilerinin kullanım şekilleri ve gramajları sitede yayınlanmayacaktır.8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi alternatif tıp yöntemleri ve şifalı bitkiler aracılığıyla sara üzerinde etkili olunduğu gözlenmiştir. Alternatif (Tamamlayıcı) Tıp teknikleri asla modern-klasik tıp yöntemlerinin önüne geçemez. Modern tıp yöntemleri sara hastalarına yanıt veremiyorsa ya da tamamlayıcı(alternatif) tıp yöntemleriyle desteklenmesi gerekiyorsa 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi ve şifalı bitkiler yöntemleri kullanılmalıdır. Metafizik uzmanlığı kişilerin yaşadığı bölgenin veya coğrafyada yetişen bitkilerle çeşitli hastalıkların üstesinden gelinebileceği görüşündedir. Bu sitede yayınlanan 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi ve şifalı bitkiler yöntem, teknik ve metodolojisini hiçbir Bioenerjist ya da herbalist tarafından kendi adına kullanamaz. Bu yöntemler ve formüller sadece Metafizik uzmanı ve psikanalist-yazar Gökhan Hani'nin 5 yıllık çalışması sonucu ortaya çıkıp ve bir formülün gramajı ve kullanım şekli sadece Metafizik Uzmanı Gökhan Hani ye aittir. Türkiye de ve çeşitli ülkelerde Bioenerji sadece 1 aşamalı kullanılabilmektedir. Alternatif tıp literatüründe Bioenerji 8 aşamalıdır. Biyoenerjinin 8 aşaması kullanılmadan sara(epilepsi) ve diğer bilinmeyen (agnostik) önemli hastalıkların üzerinde enerji verilmesi yetersiz kalmaktadır. Reiki uygulamalarının Bioenerjiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Reiki 3 aşamalı olarak Budist felsefesinde sadece yer alır. Bioenerji ise 8 aşamalı veri ve yaklaşımlarıyla Alternatif tıbbın temelini oluşturur. Bionerjinin, Reiki vb yöntemler gibi sembolik- din-felsefesiyle bir bağlantısı yoktur. Bioenerji; Evrensel enerjinin kozmik bağında insan vücudunun 7 ana çakra ve 2 ara çakra bölgesinin pranik ve auratik bağlantısıyla paralel spirütüal-lliastre ile birleşiktir.

SARA(EPİLEPSİ) İÇİN 8.AŞAMALI BİOENERJİ-BİOTERAPİ VE ŞİFALI BİTKİLER:

Sara(epilepsi) için Şifalı bitkiler kullanılma formülü:
1.Kullanılış şekilleri
2.Nasıl Hazırlanması
3.Ne zaman alınmaları
4.Ne zamana kadar kullanılmaları
5.Şifalı bitkilerde kullanılacak Gramajları ve Ölçümleri
6.Kullanılma formülü Metafizik Uzmanı Gökhan Hani'ye aittir.
7.Şifalı bitkiler anatomisi ve 8.Aşamalı BİOENERJİ-BİOTERAPİ ile beraber kullanıldığında etkili olmaktadır.

1. ABDUSSALİB OTU
2. ACI MERCİMEK
3. AYTAŞI(AY KÖPÜĞÜ)
4. KABULİ(BERENÇ)
5. KASNI OTU
6. KEDİ OTU
7. KÜÇÜK KANTARYON
8. ÖKSE OTU
9. İNCİR
10. CEVİZ
11. PİRİNÇ
12. ISPANAK
13. NERGİZ OTU
14. MERCAN KÖKÜ
15. MIKNATIS
16. KARABAŞ OTU
17. ÇÖPLEME(MARULCUK)
18. ÇİCEKLİ YOSUN
19. NANE
20. ÇAVŞİR OTU
21. FENER ÇİCEĞİ
22. EŞŞEK TIRNAĞI OTU
23. DEMİR-BAKIR
24. NOHUT
25. MARUL
26. ŞAKAYIK(GELİNCİK ÇİCEĞİ)
27. KOYUN BEYNİ TUZLU HAŞLAMASI
28. CEVİZ İÇİ
29. LEBLEBİ
30. KAYISI
31. BADEM
32. MİSK OTU

SARA(EPİLEPSİ) HASTALIĞI ÇEŞİTLİ BAYILMA NÖBETLERİYLE KENDİNİ GÖSTERİR. BEYİN SİNİR SİSTEMİYLE İLGİLİ NÖROLOJİK BİR AKSİYON GÖSTERİR. AYRICA RUHSAL SORUNLAR YUMAĞINDA VE ÇEŞİTLİ BEYİN DARBELERİNDENDE KAYNAKLANABİLİR.


Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.

GEREKLİ BİLGİ İÇİN METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ'YE DANIŞIN.
TÜRKİYE İÇİN GSM:0535 939 01 23
AVRUPA İÇİN GSM:0543 765 75 90
TÜRKİYE İÇİN MSN:metafizikuzmani@hotmail.com
TÜRKİYE İÇİN MSN:metaterapi@hotmail.com
AVRUPA İÇİN MSN:avrupaterapi@hotmail.com

wmjh.jpg

FİZİKSEL HASTALIKLAR:
Pamukçuk : Çocuklarda görülen ve beslenme yetersizliğinden kaynaklanan bir hastalıktır. Tıp dilinde candia albicans denir.
Paratifo : Tifoya benzeyen, mikrobik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Paratifo mikropları paratifolu hastanın idrar, büyük abdest veya kanında bulunur. Lağım sularının karıştığı içme suları ve bu sularla yetiştirilen yiyeceklerle bulaşır. Hastalığın yaygınlaşmasında kara sinekler de önemli rol oynar.

Paslı dil : Çoğunlukla mide hastalıkları veya bazı ateşli hastalıklarda dilin paslandığı görülür. Uzun süreli dil paslarında doktora başvurmak gerekir.

Peltelik : Dil peltekliğinin nedenleri çeşitlidir: Müzmin nezle, bademciklerin hastalanmasından dolayı burundan konuşma, kısmi sağırlık, yarık damak bu duruma neden olabilir.

Prostat büyümesi : Prostat bezi, idrar torbasının boynu ile idrar yolu başlangıcını çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir guddedir. Yalnız erkeklerde bulunur. Prostat bezi, 50 yaşını geçen erkeklerde büyümeye başlayıp, rahatsızlık verebilir. Hastalığın belirtileri gecenin son kısmında idrara kalkmak, gündüzleri sık sık idrar yapmak, idrar yapmakta zorluk, idrarın yavaş yavaş akması, idrarın başında veya sonunda bir damla kan şeklinde görülür. Kesin tedavi ameliyatla gerçekleşir.

Prostat iltihabı : Vücudun herhangi bir yerindeki iltihabın, kan dolaşımı aracılığı ile prostat bezine gelip yerleşmesi sonucu ortaya çıkar. Hastada titreme, halsizlik, ateş, sırt ve bacak ağrıları görülür. Hasta, İdrarını ve büyük abdestini yapmakta güçlük çeker. Tedavi sırasında en az 10 gün yatak istirahati şarttır.

Prostat kanseri : Prostat bezinin genişleyip, büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastanın karın bölgesinin alt kısımlarında ve bacak aralarında ağrı vardır. Bazen sırtta ve kollarda da ağrı hissedilir. Doktor tedavisi gerekir.



Rahim egzaması : Rahimden gelen cerahatli akıntının neden olduğu bir çeşit egzamadır. Rahimde veya vajina çevresinde kızarma ve şişlikler görülür. Bu şişlikler bir süre sonra su toplayıp, kabuklanır. Kaşıntı, zonklama ve yanma hissedilir.

Rahim iltihabı : Rahimim iç yüzünün iltihaplanmasına tıp dilinde endometri denir. Nedeni, belsoğukluğu, doğumdan ve çocuk düşürdükten sonra rahimde parça kalması veya rahim düşüklüğüdür. Hastanın karın bölgesi hassastır, vajinadan cerahatli ve sümüğe benzer akıntı gelir. Aybaşı kanamaları fazla olur. Bacaklarda ve leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır. Bu ağrılar dinlenmekle geçer. Doktora başvurmak gerekir.

Rahim kanaması : Bu hastalık, aybaşı hali dışında görülen aşırı kanamalarla kendini gösterir. Aybaşı hali sırasında da sancı olmaz.

Rahim kanseri : Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

Rahimde polip : Rahimde meydana gelen ve nohut büyüklüğünde olan renkli yumrulara rahim polip'i denir. Nedeni, rahimin iç yüzünü örten zarın iltihaplanmış olmasıdır. Aybaşı halinde aşırı kanama, rahim akıntısı ve arasıra gelen karın ağrıları ile kendini gösterir. Kesin tedavisi ameliyattır.

Rahim sarkması : Bazı kadınların vajina veya rahimleri bacaklarının arasına doğru sarkar. Bu durum, yaşlı kadınlarda görüldüğü gibi gençlerde de görülebilir. Nedenleri, müzmin öksürük, ıkınma, ağır şeyler kaldırma, aşırı yorgunluk, rahim ur veya polipleri, doğum sırasında destekleyici kas ve bağların zayıflamış olması veya aileden gelen eğilimdir.

Rahim urları : Çoğunlukla doğum yapmamış kadınlarda görülür. Bazı urlar zararsızdır. Ancak aybaşı günlerinde gecikme, kilo kaybı, kansızlık ve adet görmenin ikinci ve üçüncü günlerinde haddinden fazla kanama varsa, geç kalmadan bir doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastada idrar yapma ihtiyacı fazlalaşır, leğen kemiği bölgesinde ağrı vardır.

Raşitizm : Çocuklarda görülen bir çeşit kemik hastalığıdır. Nedeni, yeteri kadar D vitamini almamaktır. Çoğunlukla yeteri kadar güneş görmeyen, sıhhi olmayan, rutubetli, karanlık ve basık tavanlı evlerde yaşayan, yeteri kadar süt içmeyen ve haddinden fazla miktarda unlu gıdalarla beslenen çocuklarda görülür. Hastalık genellikle 2 yaşında ortaya çıkar. Çocukta huysuzluk ve devamlı terleme görülür, iştahı azdır. Bazıları kabızlık çeker, bazıları da ishal olurlar. Adaleleri gevşektir. Derileri soluk ve kansızdır. Dişleri geç çıkar ve erken çürür. Ayakta durmayı ve yürümeyi geç öğrenir. Bacak kemikleri çarpıktır. Düztabanlık görülür. Deniz, kum veya güneş banyoları, kış aylarında da, haftada 3 kere ılık banyo yaptırmak yaralıdır.

Romatizma : Umumiyetle eklem, kas ve sinir sistemini etkileyen hastalıklara romatizma denir. Romatizma ağrıları, vücudun her tarafında görülebilir. Halk arasında, romatizma ağrılarına yel denir. Şişmanlık, hormon dengesizliği, karaciğer yetersizliği, beslenme dengesizliği, mide ve bağırsak bozuklukları, çürük dişler, sinüzit, bademcik iltihapları ve yaşlılık romatizmayı hazırlayan nedenlerin başında gelir. Ayrıca, soğuk ve rutubet de çok önemli rol oynar. Romatizmalı yerlerde ağrı, yanma veya üşütme ve şişlikler görülür. Ağrı bazen dayanılmaz dereceye varır. Hareket etmekte de güçlük çekilir. Tedavi edilmezse, kalp kapağı hastalığı veya bir başka hastalığa neden olur.
3 çeşit romatizma vardır:
- Akut eklem romatizması
- Romatoid artrit
- Dejeneratif romatizma


Saç dökülmesi: Günde, normal olarak 80 saç kılı dökülür. Bundan fazla dökülme yaşın ilerlemiş olması, bazı ateşli hastalıklar, tiroid hastalıkları, kansızlık, verem, şeker hastalığı gibi bütün vücudu etkileyen hastalıklardan sonra görülür. Tıp dilinde alopesi adı verilen saç dökülmesi; basit saç dökülmesi ve pelad olmak üzere iki çeşittir.

Saçların kepeklenmesi: Kafatası derisi üzerinde meydana gelen gevşek pul şeklindeki kabuklara kepek denir. Kuru ve yağlı olmak üzere iki çeşidi vardır. Yağlı sarımtırak görünüşteki kepeklenmeye, tıp dilinde sebore denir. Nedeni, derinin en üst kısmında bulunan tabakanın, ürettiği fazla parçalardır. Bunlar, çoğunlukla saçlar tarandığı zaman dökülür. Tedavinin ilk şartı; temizlik ve fazla miktarda unlu şeyler yememektir.

Saçkıran: Tıp dilinde tinea tonsurans denilen saçkıran, bir çeşit mantarın neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hiç vakit kaybetmeden tedavi etmek gerekir. Saçkıranlı hastanın tarağını kullanmak veya şapkasını giymekle bulaşır. Tedaviye, hastalıklı yerdeki saçları kesmek veya traş etmekle başlanır. Saçlar, haftada iki kere yıkanır.

Saç ve sakal ağarması: Yaş ilerledikçe saça ve sakala rengini veren maddenin yapımı azalır, bir süre sonra da tamamen kesilir. Kumral ve kızıl saçlar, daha erken beyazlaşır. Genç yaşlarda görülen beyazlaşmalar ise, ırsidir. Tedavisi yoktur.

Safra kesesi iltihabı: Safra kesesi taşlarının neden olduğu bir çeşit iltihaplanmadır. Tıp dilinde kolesistit denir. İki çeşidi vardır.
- Müzmin safra kesesi iltihabı
Safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca; sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Tıp dilinde kronik kolestit denir. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür.
- Akut Safra Kesesi İltihabıBilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde akut kolestit denir. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür.
Her iki çeşit safra kesesi iltihabında da; vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ameliyat gerekebilir.

Safra taşları : Safra koyulaşması sonucu meydana gelen taşlara halk arasında safra taşı, tıp dilinde ise kolelitiasis denir. Yapılarında kolestrin bulunur. Bazı safra taşları, rahatsızlık vermez. Bazıları da safra kanalını tıkar. Çok şiddetli, batıcı bir ağrı, bulantı ve kusma yapar. Hasta yerinde duramaz olur. Bu olayların hepsine birden safra kesesi krizi denir. Düşmeyen veya alınmayan safra taşları, safra kesesinin iltihaplanmasına da neden olur. Safra taşlarının neden olduğu rahatsızlıkları gidermek için doktor müdahalesi gerekir.

Sağırlık: Sonradan meydana gelen sağırlıkları doğuran nedenler çeşitlidir. Mesela; dış, orta veya içkulak bozuklukları, beyin hastalıkları veya histeri, geçici sağırlığa neden olabilir. Gerçek nedeni bulmak doktorun işidir.

Sakal iltihabı: Sakal kılının kolayca koparılması ve kopan kılın ucunda da cerahat damlacığı görülmesi şeklinde ortaya çıkan bir hastalıktır. Tıp dilinde sikozis denen bu hastalığa, stafilokok cinsi mikroplar neden olur.

Salgın menenjit: Menegokok adı verilen bir çeşit mikrobun; beyin zarına yerleşmesi ve orada iltihaplanmalar meydana getirmesi sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalıktır. Hastalık, boğazlarında mikrop taşıyan hastalar veya kendileri hasta olmadıkları halde boğazlarında menenjit mikrobu taşıyan sağlam kimseler tarafından bulaştırılır. Hastalık çoğu kere üşüme, titreme ve ateşin birdenbire yükselmesiyle başlar. Halsizlik, başağrısı, ve kusma görülür. Dudak ve burun deliklerinin kenarlarında uçuklar belirir. Gözlerini açmakta zorluk çeker. Bir süre sonra, ensesi sertleşmeye ve başını öne eğememeye başlar. Hiç vakit geçirmeden tedaviye başlamak şarttır. Aksi halde, ölümle sonuçlanabilir. Bu günkü tedavi yöntemleri sayesinde hastanın sağlığına kavuşması mümkündür. Salgın menenjit salgını sırasında sağlıklı kimseler hastalarla görüşmemelidir. Kalabalık yerlere gidilmemelidir. Bütün vücudun, özellikle ağız ve burunun temiz tutulması gerekir.

Saman nezlesi: Ot veya bitki tozlarının neden olduğu bir çeşit alerjik hastalıktır. Tıp dilinde pollenosis veya alerjik rinit denir. Daha ziyade, çiçeklerin açtığı aylarda görülür. Hastada şiddetli aksırmalar, burun tıkanıklığı, gözlerde kızarma ve sulanma, fazla miktarda berrak burun akıntısı ve öksürük görülür. Tedavinin ilk şartı, çiçeklerin açtığı sıcak ve rüzgarlı günlerde kırlara gitmemek ve güneş gözlüğü kullanmaktır.

Sara : Bir çeşit sinir hastalığıdır. Nedeni beynin çalışmasında görülen bir anormalliktir. Tıp dilinde epilepsi denir. Grand mal ve petit mal olmak üzere iki çeşidi vardır.
- Grand Mal :
Saranın ağır şekline grand mal denir. Hasta nöbet gelmeden önce aura denilen bir devre geçirir. Bu sırada da, nöbetin geleceğini anlar. Bu devrede, kulak çınlaması, belirli bir yerde ağrı, titreme vardır. Ne olduğunu anlayamadığı bir koku hisseder. Kısa bir süre sonra da, şuurunu kaybederek yere düşer. Vücudunda kuvvetli çırpınmalar başlar. Kol ve bacakları ritmik bir şekilde kasılıp, gevşer. Ağzı köpürür, dilini ısırabilir, farkında olmadan küçük ve büyük tuvaletini koyabilir. Bir süre sonra da kasılmalar azalır, derin bir soluk alarak sakinleşir ve kendine gelir.
- Petit Mal :Saranın hafif şeklidir. Bu çeşit saralıda şuur kaybı görülür fakat, kasılma ve gevşemeler görülmez. Hatta bazen çevresindekiler kriz geçirdiğini bile anlamaz.
İlkyardım olarak, kriz geçiren hastanın yaralanmasını önleyici tedbirler alınır. Dilini ısırmaması için de temiz bir mendili top yaparak ağzına koymak faydalıdır.

Sarılık : Safranın kana karışıp, bütün dokuları hatta göz aklarını bile sarıya boyaması ile ortaya çıkan bir hastalık belirtisidir. Tıp dilinde ikter denilen sarılığın üç çeşidi vardır.
- Hemolitik sarılıkKandaki alyuvarların tahrip olması sonucu safra, kana karışır. Hastanın idrar rengi normal, büyük tuvaleti ise koyudur.
- Hepatik sarılık :
Bir virüsün neden olduğu karaciğer iltihabıdır. Karaciğer hücreleri şişer ve safra yolları tıkanır. Belirtileri, yavaş yavaş görülür. Hastada ateş, iştahsızlık, ishal ve kusma vardır. En çok görülen sarılık çeşidi budur.
- Obstrüktif sarılık :
Nedeni, safra kanallarının tıkanmış olmasıdır.
Ortak belirtileri ise şunlardır. Hastalığın neden olduğu sarı renk, önce göz aklarında görülür. Sonra yüz, boyun, gövde, kol ve bacaklara kadar yayılır. İdrarın rengi sarı ile koyu kahverengi arasında değişir. Ciltte de kaşıntı vardır. Büyük abdest, kil renginde ve fena kokuludur.
Tedavinin ilk şartı, yatak istirahatidir. Sıkı bir perhiz uygulanır.

Sedef hastalığı : Nedeni, kesinlikle bilinmeyen bir hastalıktır. İrsi veya sinirsel olduğu söylenmektedir. Tıp dilinde psoriasis denir. Daha çok, baş derisinde, dizlerde ve dirseklerde veya tırnaklarda meydana gelen düzensiz kırmızı lekelerle kendini gösterir. Lekeler, gümüş renginde ve pul pul olup, deriden yüksektir. Kaşıntı yoktur.

Ses kaybı : Sesin tamamen kaybolmasına, tıp dilinde afoni denir. Tam veya kısmi olabilir. Nedeni, boğaz veya gırtlak hastalıkları, konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalanması veya sinir bozukluğudur. Tedaviye geçmeden önce, gerçek nedeni bulmak gerekir. 1-2 gün içinde geçmeyen ses kayıplarında doktora başvurmak gerekir.

Ses kısıklığı : Boğaz veya gırtlağın, dışarıdan gelen organizmalar tarafından istila edilmesi sonucu ortaya çıkar. Nedeni, soğuk algınlığı, bağırmak, çok konuşmak, boğazı tahriş edici duman veya benzeri gazlar veya boğaz iltihabıdır. Kısa sürede geçmeyen ses kısıklığında, doktora başvurmak gerekir.

Sık sık idrara gitme : Günde 4 veya 6 kez idrara gitmek normal sayılır. Bu sayı, içilen su miktarına göre değişir. Toplam idrar miktarı, 8 su bardağı kadardır. Bu miktarda ve idrara gitme sayısında fazlalık olduğu zaman gençlerde şeker hastalığı, ihtiyarlarda böbrek hastalığı veya prostat büyümesi düşünülebilir.

Sıraca : Tıp dilinde scrofula denir. Bir çeşit kronik deri veremidir. Nedeni, boyundaki lenf bezlerinin veremidir. Daha ziyade boyun bölgesinde ve yüzde acısız şişliklerle ortaya çıkar. Bir süre sonra patlayan bu şişliklerden irin akar.

Sıtma : Anofel adlı sivrisineğin sokmasıyla, insandan insana bulaşan, titreme, ateş ve ter nöbetleriyle kendini gösteren, kimi zaman da başka bir hastalık gibi görülen ve tedavi edilmezse, öldüren bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde malarya denir.

Siğiller : Derinin üst tabakasının büyümesi sonucu ortaya çıkar. Nedeni, bir çeşit virüstür. Tıp dilinde verrü denir. Aynı kişide bir yerden diğer bir yere bulaşabilir. Daha ziyade, parmak, ayak ve yüzün çeşitli yerlerinde, yuvarlak deriden yüksekte ve çilek görünümünde kabartılar halinde görülür.

Sinirsel ağrılar : Bu çeşit ağrılar, genelikle küt ağrı şeklindedir. Vücudun her yerinde hissedilebilir. Ama, çoğunlukla kalp çevresindeki ağrılardan şikayet edilir. Bazı kimseler de başlarını tıpkı bir çember gibi sıkan baş ağrılarından şikayet ederler. İşte bu çeşit ağrılar, bedeni bir arızadan kaynaklanmıyorsa, sinirsel ağrılardır.

Sinir bozukluğu : Hayat şartlarından fazlasıyla etkilenenlerde görülebilen, esasta önemli bir kaynağı olmayan bir rahatsızlıktır. Devamlı olarak endişe içinde olmak şeklinde görülenine anksiete, ruhi ve bedeni bitkinlik şeklinde görülenine de depresyon adı verilir. Hasta hayattan zevk almaz, her zaman mutsuzdur, huzursuzdur, sinirlidir. Uykuları düzensizdir. Gerçekte bir hastalığı olmadığı halde çeşitli hastalıkların varlığından şikayet eder. Tedaviye hayatının iyi yanlarını görmeye alışmakla başlanır. Sinirlenmekten kaçınmak, her kötü olayın iyi bir tarafı olduğunu görmeye alışmak, düzenli bir hayat sürmek gerekir.

Sinirsel hazımsızlık : Sinir sisteminin düzenli, uyumlu çalışmasını kaybetmesi sonucu ortaya çıkar. Ayrıca, alkol kullanmak, fazla sigara içmek, haddinden fazla çay, kahve veya süt içmek, çabuk ve gereği gibi çiğnemeden yemek yemek şikayetlerin artmasına neden olur. Hastanın karnında ağırlık hissi vardır, midede gurultu, yanma veya ekşime görülebilir. Geğirir, gaz çıkarır. Yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı ve unutkanlıktan da şikayet edilir.

Sinirsel kusma : Sinir sistemindeki düzensizlikten kaynaklanan bir durumdur. Ağıza su gelmesi şeklinde de görülebilir. Herşeyden önce, sinirlenmemeyi, düzenli bir hayat sürmeyi alışkanlık haline getirmek tedavinin ilk şartıdır.

Sinüzit : Çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Had ve müzmin olmak üzere iki çeşidi vardır. Nedeni burun iltihabı, nezle, grip, alerji, burundaki şekil bozuklukları veya buruna kaçan yabancı cisimlerdir. Hastanın yüzünde zonklayıcı bir ağrı, burnunda tıkanma, akıntı ve baş ağrısıyla birlikte gelen ateş görülür.

Siroz : Karaciğer dokularının harap olması ve karaciğerin sertleşmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Tıp dilinde cirrhosis denir. Beslenme, hazımsızlık ve fazla miktarda alkol bazen de safra yollarının tıkanması sonucu görülür. Hastanın karnı su toplar, ayak bilekleri şişer, iştahı azalır ve arasıra da kusar.

Sivilceler : Yağ bezelerinin fazla çalışmasından, hormon veya metabolizma bozukluklarından kaynaklanan en küçük çıbanlara sivilce denir. Sivilceleri sıkmamak, tuzsuz, yağsız ve baharatsız şeyler yemek gerekir.

Siyatik : Üst bacağın arka kısmı, arka bacağın dış tarafı ve siyatik siniri boyunca yayılan ağrıya siyatik denir. Ağrı, bazen birdenbire gelir. Bazen de yavaş yavaş ilerler. Otururken, kalkarken, uzanırken hareketler zorlukla yapılır. Belkemiğinin aşağı bölgesi, hassastır. Ağrılar yürürken, öksürürken ve gerinirken daha da artar. Halk arasında sinir romatizması da denir. Nedeni, omurlar arasında kıkırdak disklerin yerinden oynaması, yani disk kayması, omurganın alt bölümünün iltihaplanmış veya zedelenmiş olması, dizkapağı iltihabı veya sinir iltihabıdır. Tedavinin ilk şartı yatak istirahatidir. Ayrıca yatak altına kalın bir tahta koymalı, iki yastıktan fazla da yastık kullanmamalıdır.

Skorbüt : C Vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Daha ziyade 5-6 ay süreyle yeteri kadar C vitamini alamayan çocuklarda ortaya çıkar. Hastada dermansızlık, zayıflama, ve kanamalar görülür. Yaraların iyileşmesi gecikir, diş etleri şişer ve mikrobik hastalıklara yakalanma ihtimali artar. Küçük çocuklara her gün 4 çorba kaşığı taze sıkılmış portakal, limon veya greyfurt suyu verilirse, skorbüt olmaları önlenmiş olur.

Şarbon : Halk arasında karakabarcık da denilen bu hastalık daha çok kasap, çiftçi veya veterinerlerde görülen ve hayvanlardan, insanlara geçen mikrobik bir hastalıktır. Daha çok yüz, boyun veya kolda bir çıban çıkıp daha sonra patlar. Etrafında da siyah bir kabuk meydana gelir. Öldürücü bir hastalık olduğu için vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir.

Şeker hastalığı : Vücudun şeker yakmasında ortaya çıkan bozukluğun neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde diabet denir. Pankreas, kandaki şeker miktarını kontrol eden ve adına insülin denilen bir madde salgılar. Pankreas bu görevini yerine getirmezse, kandaki fazla şeker, karaciğere depo edilir. Aç karnına alınan 100 gram kanda 80 miligram şeker vardır. Bu miktar yemekten 1-2 saat sonra 140 miligrama kadar yükselir. Kandaki şeker miktarı hastalığın durumuna göre aşağıdaki gibi tespit edilir. Şeker durumu Açken Yemekten 1-2 saat sonra Normal kimselerde 80 mg. 140 mg.
Orta derecede 130 mg. 190 mg.
Ağır derecede 160 mg. 215 mg.

2 çeşit şeker hastalığı vardır.
- Şekersiz Diabet :
Hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan antidiüretik hormonun yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes insipidus denir.
- Şekerli Diabet :Pankreasın salgıladığı insülin yetmezliği sonucu ortaya çıkan bu çeşit şeker hastalığına, tıp dilinde diabetes mellitus denir.

Şeker hastalığını doğuran nedenler dengesiz beslenme, şişmanlık veya sinir bozukluğudur. Bazı kimselerde de irsiyet önemli bir rol oynar.
Hastalığın başlangıcında çok yemek ve su içmek ihtiyacı vardır. İdrar miktarı da artar. Kadınların idrar yapma yerlerinde kaşıntı vardır. Ayrıca devamlı yorgunluk hali görülür.
İleri safhada devamlı baş ağrısı, el ve ayak titremeleri, iştahsızlık, aseton kokusuna benzer nefes kokusu, ter kokusu, adele krampları, hafıza zayıflığı, kısmi veya tam felç, iyileşmeyen yaralar ve uykuda sayıklama görülür.
Şeker hastalığı tedavi edilmezse sonuç damar sertliği, kalp yetmezliği, göğüs anjini, görme zayıflığı, katarakt, karaciğer hastalıkları, siroz olabilir.
İki çeşit şeker koması vardır.
- Diabetik Koma aha ziyade şeker hastalarında görülür. Nedeni, insülin verme zamanını geçirmek, gerektiğinden az miktarda insülin vermek, bağırsak iltihabı, bademcik iltihabı, grip veya iyileşmeyen yaralardır.
- Şeker Eksikliği Koması :
Tıp dilinde hipoglisemi adı verilen bu çeşit koma, terleme, titreme, çırpınma huzursuzluk, şiddetli açlık, ve aşırı duygusallıkla başlar. Nedeni, fazla miktarda insülin vermek veya çok miktarda karbonhidratlı yiyeceklerle beslenmektir.

Şeker hastaları haftada en az iki kere ılık banyo yapmalıdır ve sonra da vücutlarının her tarafını ılık bir havlu ile ovmalıdır. Kabız veya ishal olmamalıdırlar. Perhiz yapmalıdırlar. Erken yatıp erken kalkmalıdırlar. Ağız, boğaz ve diş sağlığına aşırı özen göstermelidirler. Masaj, beden hareketleri ve açık havada yürüyüşü ihmal etmemelidirler.

Şirpençe : Daha çok ense, sırt ve kaba etlerde beliren birçok çıbanların birleşmesi ile meydana gelen ve çabuk genişleyen bir çeşit kan çıbanıdır.

Şişmanlık : Şişmanlık, alınan kalori miktarının yakılan kaloriden daha fazla olması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma bozukluğudur. Tıp dilinde obesite denir. İstatistiklere göre şişmanların daha çabuk yaşlandıkları, şeker hastalığı, damar sertliği, kalp hastalıkları, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları, tansiyon yüksekliği, akciğer hastalıkları, romatizmal hastalıkların tehdidi altında bulundukları belirtilmektedir. Bu nedenle şişmanlıktan kurtulmak için diyet ve beden hareketleri yapmak gerekir.


Tansiyon : Kan basıncına tansiyon denir. Kalp her kasılışında belirli miktardaki kanı atardamarlara pompalar. Bu sırada da, kan basıncı en yüksek seviyeye çıkar. Buna büyük tansiyon denir. Kalbin iki kasılışı arasında geçen zaman içinde ise, kan basıncı en düşük seviyeye iner. Buna da küçük tansiyon denir. Büyük tansiyon ile küçük tansiyon arasındaki fark da nabız basıncını gösterir. Tansiyon yaşa bünyeye ve tansiyon ölçüldüğü andaki ruhi veya bedeni duruma göre farklılık gösterir. Yaşlandıkça tansiyon yükselmesi normaldir.

Tansiyon düşüklüğü : Büyük tansiyon, 11'den aşağı düştüğü zaman tansiyon düşüklüğü vardır. Bu duruma tıp dilinde hipotansiyon denir. Tansiyon, ateşli hastalıklar sırasında, büyük kanamalardan sonra, iç salgı bezi bozukluklarında veya herhangi bir hastalıktan sonraki iyileşme döneminde düşer. Bazı kadınların aybaşı hallerinde, veya sıcakta fazla ter kaybından sonra veya sinirli kimselerde de tansiyon düştüğü görülür. Devamlı olarak tansiyon düşüklüğü önemli bir hastalığın işareti olabilir.

Tansiyon yüksekliği : Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. Tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.

Tavukkarası : Az aydınlık yerlerde, görememek şeklinde ortaya çıkan bir çeşit göz hastalığıdır.

Temriye : Bir çeşit deri hastalığıdır. Yer yer küme küme bir takım kızartılarla kendini gösterir.

Tırnak iltihabı : Tırnak kenarlarında veya altında cerahat birikmesine, tırnak iltihabı denir. Nedeni, ufak kesikler veya sıyrıklar sonucu bakterilerin yerleşmesidir. İltihaplanan tırnağın kenarında kızarıklık görülür. Ağrı da vardır.

Tifo : Mikrobik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın mikrobu çomak şeklindedir. Tifo basili adı verilen bu mikrop, çoğunlukla tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Tifo salgınına, lağım suları karışmış içme suları veya lağım suları ile mikroplanmış yiyecek maddeleri neden olur. Salgın daha ziyade yaz ve sonbahar aylarında görülür. Hastalık, mikrop vücuda girdikten yaklaşık 7-15 gün sonra ortaya çıkar. Hastalığın ilk günlerinde yorgunluk ve baş ağrıları görülür. Fakat hasta yatmak ihtiyacını hissetmez. Birkaç gün sonra ateş yavaş yavaş yükselmeye başlar. İştahsızlık, baş ağrısı, burun kanaması, bronşit, mide ve bağırsak bozuklukları ile birlikte ishal görülür. İlk belirtilerin ortaya çıkmasını takip eden birkaç gün içinde ateşi daha da yükselir. Göğsünde karnında ve sırtında pire ısırığına benzeyen kırmızı lekeler belirir. Bu günler içinde tansiyon düşer, nabız da yavaşlar. Hastalığın üçüncü haftasında karın gerginleşir ve şişer. Dışkı ise yumuşaklaşır, bağırsak kanamaları görülebilir. Bademcikler iltihaplanmış, hasta zayıflamıştır. Üçüncü haftanın sonlarından itibaren, ateş düşmeye ve diğer belirtiler kaybolmaya başlar. Tifo kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Bu nedenle iyi tedavi şarttır. Hastaya süt, yoğurt, ayran, hoşaf, meyva suları, limonata, portakal suyu, yumurta sarısı, yumurtalı çorbalar, iki kere çekilmiş etten yapılmış köfteler, sebze ve meyve püreleri verilir. Çok su içirilir.

Tifüs : Çok tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalıktır. Halk arasında lekeli humma da denir. Bitler aracılığı ile bulaşır. Tifüsü doğuran nedenler; pislik, aşırı kalabalık yerlerde yaşamak, açlık ve yorgunluktur. Tifüs 12-14 gün devam eder. Riteksiyon denilen tifüs mikrobu, vücuda girdikten bir süre sonra; hastada halsizlik, baş ve bel ağrıları görülür, ateşi yükselir. Dudakları kurur, dili paslanır, yüzü kızarır. 4-5 gün içinde derinin üzerinde ufak kırmızı lekeler ortaya çıkar. Bazı hastalarda, sayıklama, bağırma ve tuvaletini altına kaçırması görülür. Hasta sağlıklı kişilerden ayrı bir yerde bakıma alınır. Eşyaları, bulunduğu yer dezenfekte edilir. Sulu ve sindirimi kolay yiyecekler verilir. İyi beslenir, vücut temizliğine çok dikkat edilir.

Titremek : Tıp dilinde tremor denilen titremek, irade dışında meydana gelen bir hastalık belirtisidir. El ve ayak titremesi; daha ziyade, nevroz, isteri veya nevrasteninin belirtisidir. Hafif titremeler, genellikle, guatr, alkolizm, kurşun veya cıva zehirlenmesi ya da ihtiyarlığın işaretidir. Şiddetli titremeler parkinson hastalığı ve uyku hastalığında görülür.



Uçuk : Dudakta veya burun kenarında hafifçe şişmiş, kırmızı ve ağrılı bir leke şeklinde beliren bir hastalıktır. Nedeni, tükürükte bulunan bir çeşit virüstür. Daha ziyade ateşli hastalıklar ve soğuk algınlığı sırasında görülür. Tıp dilinde herpes simplex denir. Dudak veya burun kenarında meydana gelen kırmızı lekeler, bir süre sonra su toplar, küçük kabarcıkar meydana gelir. Birkaç gün sonra da sararırlar ve kabuk bağlarlar.

Ur : Vücudun herhangi bir yerinde görülen şişliklere halk arasında ur, tıp dilinde ise tümör denir. İyi huylu, kötü huylu ve iltihabi olmak üzere üç çeşidi vardır.

Uykusuzluk : Tıp dilinde insomnia denilen uykusuzluğu doğuran nedenler çeşitlidir. Örneğin yorgunluk, mide şişkinliği, hazımsızlık, zayıflatıcı veya uyarıcı ilaçlar, fazla sıcak, rahatsız edici ışık, gürültü sinir bozukluğu, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, ağrılar, kalp veya akciğer hastalıkları, ateş, kaşıntı, günlük olayların etkisi, yatağın uygun olmaması, tedirginlik gibi nedenler uykusuzluğa neden olur. Uykusuzluğu doğuran nedeni bulmak gerekir. Basit uykusuzluklarda yatmadan önce sigara, çay, kahve gibi şeyler içmemek, müzik dinlemek, yatak odasını havalandırmak, bir bardak sıcak süt içmek ve sıcak banyo yapmak çok faydalıdır.

Uyurgezerlik : Tıp dilinde somnambülizm adı verilen bu hastalıkta hastanın şuuru uykuda olduğu halde, duyu organları uyanıktır. Belirtileri hastaya göre değişir. Bazıları uykularında gezer; bazıları ise uykularında konuşur, bağırır, el ve kol işareti yapar. Uyandıkları zaman da uykularında yaptıklarını hatırlamazlar. Daha çok ruhsal bir bozukluğun ifadesidir. Ayrıca başından yaralanmış olanlarda, kanlarındaki şeker oranı düşük veya beyin damarlarında sertleşme olanlarda da uyurgezerlik görülebilir. Bazı kimselerde ise genetiktir. Uykuda gezen hastaların devamlı olarak ailesi tarafından kontrol altında tutulması, başına gelecek herhangi bir kazayı önlemesi açısından faydalıdır.

Uyuz : Serkopt denilen gözle zorlukla görülecek kadar küçük olan uyuz böceğinin, üst derinin altına girerek meydana getirdiği kaşındırıcı ve bulaşıcı bir deri hastalığıdır. Özellikle el, bilek, parmak araları, koltuk altları, karın bölgesi ve kaba etlerde şiddetli kaşıntılar ve çizgi şeklinde yaralar görülür. Yapılacak ilk iş hastanın ve ilişkide bulunduğu kimselerin bütün çamaşırlarını, elbiselerini, yatak örtü ve çarşaflarını yıkamaktır.

Üremi : Karaciğerde meydana gelip, kan vasıtasıyla böbreklere taşınan ve idrarla dışarı atılan zararlı maddelere üre denir. Ürenin, idrarla dışarıya atılmayıp, vücutta kalmasından meydana gelen hastalığa da üremi denir. Nedeni, böbrek hastalıkları ve prostat büyümesidir. Hastada devamlı baş ağrısı, görme bulanıklığı, hıçkırık, gündüzleri uyuma ihtiyacı ve geceleri de uykusuzluk görülür. Vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Ayrıca tedaviye yardımcı omak amacıyla hastanın üşütmemesi, yorulmaması, düzenli beslenmesi, sigara veya alkolü bırakması gerekir.

Üşümek : Bazı kimseler, üşümeyi gerektirecek hastalıkları olmadığı halde üşüdüklerinden yakınırlar. Bu şikayetleri, kalorisi yüksek şeyleri yemekle geçer. Ayrıca aşağıdaki reçeteleri uygulamak da faydalıdır.




Varis: Damarların büyümesi ve şişmesine varis denir. Çoğunlukla bacağın alt kısımlarında görülür. Nedeni ayakta fazla durmak, şişmanlık, kan damarlarındaki kapakların düzensiz çalışması veya jartiyer kullanmaktır. Belirtileri, deri yüzeyindeki damarlar eğri, büğrü olup şişerler. Deri rengini kaybeder. Akşam saatlerinde de ayak bilekleri şişebilir. Banyodan sonra, aybaşı halinde, sıcak havalarda veya uzun süre ayakta kaldıktan sonra, yorgunluk, bacaklarda ağrı, karıncalanma ve dolgunluk hissedilir.

Varis ülseri : Daha çok, bacağın alt kısmında görülen yuvarlak bir yaradır. Nedeni, varisli yerde meydana gelen herhangi bir yaralanmadır. Hastalık bacağın alt kısmında, bileğe yakın bir yerde yuvarlak bir yara olarak ortaya çıkar. Ayak bileği şişer, deri esmerleşir ve bazen de ağrı hissedilir. Doktor tedavisi şarttır.

Veba : Bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Veba mikrobunu taşıyan farelerin pireleri tarafından insanlara geçer. Nedeni, pisliktir. Pis ve güneş girmeyen yerler veba için en uygun ortamlardır. Hastalık, mikrop kapıldıktan sonra gelen 2-8 gün içinde kendini gösterir. Hastada, aniden başlayan baş ve sırt ağrıları, ateş, titreme, kusma, nefes darlığı, halsizlik, deri lekeleri, burun kanaması, kan tükürme, kasık ağrıları ve devamlı dalgınlık görülür. Dili de kahverengi ve kurudur. Yapılacak ilk iş hastayı tecrit etmektir. Çevresindeki sağlıklı kimselerin de koruyucu aşı olması gerekir. Bugün için önemi kalmayan ve eski devirlerde olduğu kadar çok görülmeyen bu hastalığın tedavisi için geç kalmadan sağlık kuruluşlarına haber vermek gerekir.

Verem : Akciğer veremi, tüberküloz, fitizi diye bilinir. Nedeni, koch basili denilen ufak kıvrık içinde küçük noktacıklar görülen çomak şeklindeki verem basilidir. Verem mikrobu insan vücuduna çeşitli yollardan girebilir. Bu yolların başında, solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur. Verem, üç devrede gelişir. Birinci devrede, hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür.Verem basili bu devrede tüberkül adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur. İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar. Üçüncü devrede, varem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir. Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır.


Yanıklar: Sıcak bir şeyin veya yakıcı bir maddenin etkisiyle vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen hücre ve doku bozulmasına yanık denir. Yanıklar ikiye ayrılır:
- Basit Yanıklar: Bunlar, deride hafif bir kızarıklık meydana getiren yanıklardır. Bir süre sonra, içi su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. Bunları, kesinlikle patlatmamak gerekir. Yapılacak şey gerekli ilacı sürüp iyileşmesini baklemektir.
- Önemli Yanıklar: Yanık alanı büyük ve derinliği de fazla ise, önemli bir yanık var demektir. Bu gibi durumlarda mutlaka hastaneye başvurmak gerekir.

Yaralar: Herhangi bir kaza sonucu deride meydana gelen yarılma, kesilme, ezilme veya parçalanmalara yara denir. Birçok çeşidi vardır. Ateşli silahlar, batıcı veya delici aletler, yakıcı maddeler veya hayvan ısırmaları sonucu meydana gelen yaraların, hiç vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gerekir. Yaralar, temizlik şartlarına uyulmayıp da, mikrop kapacak olursa, yara yerinde şişme, kızarma, ateş ve ağrı görülür. Bu da, yaranın iltihaplandığına işarettir. Bu durumdaki yaralar, gereği gibi tedavi edilmeyecek olursa, yaradan dağılan mikroplar vücudun diğer tarflarına da yayılıp çok tehlikeli hastalıkara yol açabilir. Yaralanmalarda yapılacak ilk iş; akan kanı durdurmaktır. Kanı durdurmak için, kanayan yerin üstüne gaz bezi veya temiz bir bez parçası konup, iyice bastırılır. Kan bir süre sonra durur. Kanama durduktan sonra bez kaldırılır, yaranın üzerine bir parça tentürdiyot sürülüp, yara temiz bir gaz bezi ile sarılır. Kan fışkırarak akıyorsa, yaranın üzerine gaz bezi veya temiz bir bez parçası bağlandıktan sonra, kanayan yere bastırılır. Sonra ipin uçları, bir parça çubuğa bağlanıp, döndürüle döndürüle iyice sıkılaşması sağlanır. Ve hiç vakit kaybetmeden hastaneye götürülür.

Yılancık : Küçük yara veya sıyrıklardan giren mikropların neden olduğu ve tıp dilinde Erizipel denilen bir çeşit deri hastalığıdır. Halk arasında kızılyürük denir. Mikrop kapıldıktan bir kaç saat veya birkaç gün sonra; hastada ateş ve titreme görülür. Bilhassa, yüz, burun kanatları veya baldırlarda; çevresi kabarık, yaygın kızarıklık ve ağrı görülür. Bu bölge, bir süre sonra şişer, deri gerilir. Ayrıca iştahsızlık ve baş ağrısı da görülebilir. Yılancık ihmal edilmemesi gereken bir hastalıktır. Bunun için de iyi bir tedavi şarttır. Tedavinin ilk şartı, yatak istirahatidir.

Yılan sokması : Yılan zehiri çok çabuk ve şiddetli tesir gösteren zehirlerdendir. Ancak, bu zehirler ağızdan alındıkları zaman zehirlemezler. Zehirli yılanların çoğu büyük başlıdır. Bazılarının başları da üç köşelidir. Uzun kıvrık dilleri ve çatallı dişleri vardır. Soktukları zaman; dişlerinin dibinde bulunan bezden salgıladıkları zehiri, dişin içindeki kanal vasıtasıyla, soktukları yere aktarırlar. Orada ağrı, şişme ve kızarma görülür. Bazı kimselerde de yılan zehirinin çeşidine göre, kusma, baygınlık, titreme, nefes darlığı, uyuklama veya kısmi felç görülür. Yılan sokan kimseye zehir bütün vücuda yayılmadan önce aşağıdaki işlemi yapmak gerekir. Sokulan yer kol veya bacakta ise; yaranın üst tarafına sıkı bir bağ yapılır. Sonra alkole bandırılmış veya ateşte kızartılmış bıçak, çakı veya jiletle yara kanatılır. Arkasından, ağzın etrafına ve dudaklara zeytinyağı sürülür. Sokulan yer emilip, tükürülür. Aynı işlem 3-4 kere tekrarlanır. Sonra madeni bir şey ateşte kızdırılıp, sokulan yer dağlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri veya bir kaçı uygulanır. Zehirlenme belirtileri varsa vakit kaybetmeden hastaneye götürmek gerekir.

Yorgunluk : Uzun süre çalışmaktan sonra görülen durumdur. Organların sürekli olarak yorgunluğu sonucu bozulmasına da sürmenaj denir. Gereği gibi çalışmama, isteksizlik, halsizlik, baş veya sırt ağrıları, hazımsızlık, huzursuzluk ve huysuzluk, can sıkıntısı gibi belirtilerle ortaya çıkar. En kolay tedavi, ılık duş alıp, istirahat etmektir. Sabah akşam, kol ve bacakları soğuk su ile yıkamak da çok faydalıdır.



Zatülcenp : Akciğerleri saran zarın iltihaplanması sonucu görülen bir hastalıktır. Tıp dilinde plörezi denir. Nedeni, zatürree, verem veya akciğer absesinden yayılan iltihaptır. Tedaviye vakit geçirmeden başlamak gerekir.

Zatürree : Halk arasında akciğer iltihabı tıp dilinde ise pnömani denir. 3 çeşidi vardır.
- Lober Pnömoni : Pnömokok adı verilen mikropların neden olduğu had akciğer iltihabıdır. Mikroplu tozlar, fazla yorgunluk, soğuk algınlığı veya uzun süre güneşte kalmak hastalığın zeminini hazırlar. Hastalık ani baş ağrısı, titreme, kusma ve sırt ağrıları ile başlar. Ateş, 40 dereceye kadar yükselir. Fakat 10. günden sonra düşmeye başlar. Öksürük, kısa sürelidir. Balgam, kanlı ve yapışkandır. Hastanın yüzü kızarmış, dudaklarının etrafı kabarmış, cildi kuru ve dili de paslıdır. Geceleri kriz gelebilir.
- Virüs Zatürreesi : Virüslerin neden olduğu bir çeşit zatürreedir. Ya aniden ya da bir soğuk algınlığı sonunda görülür. Lober pnömoniden daha hafif geçer. Hastalığın ateşi 39 dereceye kadar yükselir. Kendini son derece yorgun hisseder. Öksürüğü kuru fakat az balgamlıdır. Kol ve bacaklarında da ağrılar vardır.
- Bronköpnomoni : İyi tedavi edilmeyen grip, boğmaca, bronşit veya kızamıktan sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Nedeni, akciğer ve bronşların yer yer iltihaplanmış olmasıdır. Hastalık, bronşit gibi başlar, tedbir alınmazsa, 2-3 gün içinde ağırlaşır. Ateş sabahları 38 derece iken akşamları 40 dereceye kadar yükselir. Hastada öksürük, cerahatli ve bazen de kanlı balgam görülür. Halsizdir, nefes almakta güçlük çeker, rengi de soluktur.
Doktor tedavisi şarttır. Diğer tarftan, hasta istirahat ettirilir ve morali üstün seviyede tutulur. Yanına fazla misafir kabul edilmez. Ağrı olan tarafına içine sıcak su doldurulmuş şişe konur. Sıcak su buharı teneffüs ettirilir. Ateşi yükseldiği zaman da; vücudu ıslak bezle silinir. Ateş düşürücü ilaçlar verilmez.

Zayıflık : Vücut yeterli derecede beslenmezse, kilo kaybeder. Bu durum, bir çok müzmin hastalıklarda ve had hastalıkların hemen hemen hepsinde görülür. Zayıflık, belirli bir hastalıktan kaynaklanıyorsa, ilk önce onu tedavi etmek gerekir.

Zihin yorgunluğu : Aklın geçmiş olayları, öğrenilen şeyleri saklayıp, zamanı gelince şuur üstüne çıkarıp, hatırlaması kabiliyetine hafıza denir. Bu yeteneklerin geçici olarak kaybolmasına da zihin yorgunluğu denir.

Zona : Göğüs veya gövdede ya da yüzde ve gözde, çoğunlukla yalnız bir tarafta olmak üzere görülen ve sinirler boyunca yakıcı ağrılara, zona veya herpes zoster denir. Hastalık başladıktan birkaç gün sonra ağrıların olduğu yerde, bir kırmızılık ve ortasında içi su dolu küçük kabarcıklar görülür. Bu belirtiler bir hafta kadar devam eder.

AKCİĞER HASTALIKLARI KARACİĞER HASTALIKLARI

Hepatit A

Hepatit B
Hepatit C
Siroz
Sarılık
Karaciğer Büyümesi
Karaciğer Yağlanması
Karaciğer Yetmezliği
Safra Kesesi İltihabı
Safra Kesesi Taşı



MİDE HASTALIKLARI

Mide Kanseri
Reflü ve Beslenme
Endoskopi
Gastrit
Hazımsızlık
Mide Yanması
Mide Ülseri
Mide Tembelliği



KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI

Meniere
Bademcik iltihabı

Boğaz Ağrısı
Faranjit
Burun Kanaması
Burun Tıkanıklığı
Guatr
Hamilelikte Guatr
Haşimato Hastalığı
Kulak Ağrısı ve Orta Kulak İltihabı
Kulak Akıntısı
Kulak Çınlaması
Kulak İltihabı
Difteri-Kuşpalazı
Sağırlık
Ses Kısıklığı



CİLT HASTALIKLARI

Selülit
Sedef Hastalığı

El Egzamaları
Cilt Çatlakları
Akne
Çiller
Kırışıklık-Leke ve Sivilce İzleri
Vitiligo

Cilt Alerjileri
Ayak Çıbanı
Çıban
Deri Kanseri
Egzama-Kurdeşen
Kan Çıbanı
Kellik
Kör Çıban
Nasır
Saçkıran
Sakal İltihabı
Sıraca
Siğil
Şirpençe
Temriye
Uçuk
Uyuz
Yılancık-Erizipel



KADIN DOĞUM HASTALIKLARI

Düşük Tehdidi
Dış Gebelik
Gebelik Sonrası Depresyon
Endometrium-Rahim Kanseri
Meme Kanseri
Adet Görememe
Menopoz
Vaginusmus
Miyom
Vajinal Mantar
Ağrılı Adet
Adet Düzensizliği

Loğusa Humması-Albastı
Aşırı Adet Kanaması
Adet



KEMİK HASTALIKLARI

Kemik İltihabı
Kemik Veremi
Kemik Yumuşaması-Osteomalazi
Kemik Erimesi-Osteoporoz



CİNSEL HASTALIKLAR

Penis Kırılması
Andropoz

Ağrılı Cinsel İlişki
Aids
Bel Soğukluğu
Boşalma Güçlüğü
Empotans (Sertleşme Bozukluğu)
Erken Boşalma
Ereksiyon Sorunu
Frengi
Geç boşalma
İktidarsızlık
Kısırlık
Klamidyoz
Kısırlık Nedenleri
Penis Eğriliği
Penis Ağrısı-Şişmesi
Penis Büyüklüğü
Sperm Alerjisi



SOLUNUM HASTALIKLARI

Nezle
Horlama
Sinüzit
Grip
Adenit
Saman Nezlesi




BÖBREK VE İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI

Mesane Kanseri
Böbrek Kanseri
Varikosel ve Tedavisi

Prostat
İdrardan Kan Gelmesi-Hematuri
Sistit-İdrar Yolları İltihabı
Nefritler
Böbrek İltihabı
Böbrek Kumu
Böbrek Taşı
Böbrek Yetmezliği
Böbrek Nakli
Üremi
İdrar Yollarında Yanma



HORMON HASTALIKLARI

Diyabet-Şeker Hastalığı



ERKEK HASTALIKLARI

Erkekte Kısırlık





KAS HASTALIKLARI

Kramp




ÇOCUK HASTALIKLARI

Bebeklerde Gaz Sancısı
Bebeklerde Kabızlık
Yeni doğan Bebekte Sarılık

Altını Islatmak
Boğmaca
Kızamık
Çiçek Hastalığı
Çocuk Felci
Kabakulak
Kızamıkçık
Kızıl
Su Çiçeği


Akciğer Kanseri
Tüberküloz-Verem
Nefes Darlığı
Astım
Bronşit
Öksürük
Zatülcenp
Zatürree

KALP VE DAMAR HASTALIKLARI
Varis
Kolesterol
Çarpıntı
Damar Sertliği
Kalp Ağrısı
Tansiyon
Kalp Romatizması
Kalp Yetmezliği
Kalbin Hızlı Atması-Taşikardi

BEYİN VE SİNİR HASTALIKLARI
Alzheimer-Bunama
Migren
Epilepsi-Sara
Sara Nöbeti
Dil Felci
El ve Ayak Titremesi
Felç-İnme
Kuduz
Menenjit
Siyatik
Beyinde-Ur (Tümör)

GÖZ HASTALIKLARI
Astigmat
Myop
Hipermetropi
Arpacık
Göz Tansiyonu
Göz Tembelliği
Katarakt
Şaşılık
Gece körlüğü
Göz Ağrısı
Göz Kanlanması
Göz Kaşıntısı-Göz Alerjisi
Göz Kuruluğu-Göz Sulanması
Gözkapağı Şişliği

AĞIZ VE DİŞ HASTALIKLARI
Ağız Kokusu
Diş Eti Hastalıkları
Ağız Kanseri
Ağız Yaraları
Jinjivit
Peltelik
Pamukçuk

EKLEM HASTALIKLARI
Romatizma
Ayak Burkulması
Çıkıklar
Bel Fıtığı
Gut-Nikris

RUH HASTALIKLARI
Alkol Bağımlığı
Panik Atak
Otizm
Aşırı Uyuma
Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği
Depresyon
Stres
Tik
Öfke
Şizofreni
Kekemelik
Uykusuzluk
Uyurgezerlik
Çocuk ve Bebeklerde Uykusuzluk

BAĞIRSAK VE ANÜS HASTALIKLARI
Hemoroid-basür
İshal
Bağırsak Gazı
Bağırsak İltihabı
Bağırsak Kanaması
Bağırsak Solucanları-Parazitleri
Dizanteri
Kabızlık
Kolera Hastalığı
Onikiparmak Bağırsağı Ülseri
Tifo

BESLENME HASTALIKLARI
Şişmanlık-Obezite
Zayıflık

KAN HASTALIKLARI
Akdeniz Anemisi
Hemofili
Kansızlık-Anemi
Lösemi-Kan Kanseri
Lenfoma
Sıtma
Veba
Kan
Demir Eksikliği
Pernisyoz Anemi
Folik Asit Anemisi
Talasemi
Kan Grupları

İLKYARDIM
Elektrik Çarpması
Yılan ve Akrep Sokması
Donma
Göz Kulak Burun Boğazda Cisim
Arı Sokması
Böcek Sokması
Zehirlenmeler

BULAŞICI HASTALIKLAR
Hava ve Solunum Yoluyla Bulaşan Hastalıklar
Su Ve Besinler Yoluyla Bulaşan Hastalıklar
Cinsel İlişki İle Bulaşan Hastalıklar
Öpüşme İle Bulaşan Hastalıklar
Hastane Enfeksiyonları
Hepatit B Enfeksiyonu
Çocuklarda Bulaşıcı Hastalıklar
Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma Yolları

DİĞER HASTALIKLAR
Abse
Alerji
Apandisit
Yüksek Ateş
Topuk Ağrısı
Ayak Şişmesi
Ayak Terlemesi
Baş Ağrısı
Baş Dönmesi
Bayılma
Bel Ağrısı
Boyun Tutulması
Boyun Ağrısı
Burun Tıkanıklığı ve Akıntısı
Diş Ağrısı
Dolama
Aşırı Terleme
Fıtık
Fil Hastalığı
Fistül
Halsizlik
Havale
Hıçkırık
İştahsızlık
Kan Tükürmek
Kanser
Karın Ağrısı
Kaşıntı
Kırıklar
Kulunç
Kusma
Kıl Dönmesi
Ödem
Sık İdrara Çıkma
Şarbon
Tifüs
Yanık
Organ Bağışı



KARACİĞER HASTALIKLARI
Hepatit A
Hepatit B
Hepatit C
Siroz
Sarılık
Karaciğer Büyümesi
Karaciğer Yağlanması
Karaciğer Yetmezliği
Safra Kesesi İltihabı
Safra Kesesi Taşı

MİDE HASTALIKLARI
Mide Kanseri
Reflü ve Beslenme
Endoskopi
Gastrit
Hazımsızlık
Mide Yanması
Mide Ülseri
Mide Tembelliği

KULAK BURUN BOĞAZ HASTALIKLARI
Meniere
Bademcik iltihabı
Boğaz Ağrısı
Faranjit
Burun Kanaması
Burun Tıkanıklığı
Guatr
Hamilelikte Guatr
Haşimato Hastalığı
Kulak Ağrısı ve Orta Kulak İltihabı
Kulak Akıntısı
Kulak Çınlaması
Kulak İltihabı
Difteri-Kuşpalazı
Sağırlık
Ses Kısıklığı

CİLT HASTALIKLARI
Selülit
Sedef Hastalığı
El Egzamaları
Cilt Çatlakları
Akne
Çiller
Kırışıklık-Leke ve Sivilce İzleri
Vitiligo
Cilt Alerjileri
Ayak Çıbanı
Çıban
Deri Kanseri
Egzama-Kurdeşen
Kan Çıbanı
Kellik
Kör Çıban
Nasır
Saçkıran
Sakal İltihabı
Sıraca
Siğil
Şirpençe
Temriye
Uçuk
Uyuz
Yılancık-Erizipel

KADIN DOĞUM HASTALIKLARI
Düşük Tehdidi
Dış Gebelik
Gebelik Sonrası Depresyon
Endometrium-Rahim Kanseri
Meme Kanseri
Adet Görememe
Menopoz
Vaginusmus
Miyom
Vajinal Mantar
Ağrılı Adet
Adet Düzensizliği
Loğusa Humması-Albastı
Aşırı Adet Kanaması
Adet

KEMİK HASTALIKLARI
Kemik İltihabı
Kemik Veremi
Kemik Yumuşaması-Osteomalazi
Kemik Erimesi-Osteoporoz

CİNSEL HASTALIKLAR
Penis Kırılması
Andropoz
Ağrılı Cinsel İlişki
Aids
Bel Soğukluğu
Boşalma Güçlüğü
Empotans (Sertleşme Bozukluğu)
Erken Boşalma
Ereksiyon Sorunu
Frengi
Geç boşalma
İktidarsızlık
Kısırlık
Klamidyoz
Kısırlık Nedenleri
Penis Eğriliği
Penis Ağrısı-Şişmesi
Penis Büyüklüğü
Sperm Alerjisi

SOLUNUM HASTALIKLARI
Nezle
Horlama
Sinüzit
Grip
Adenit
Saman Nezlesi

BÖBREK VE İDRAR YOLLARI HASTALIKLARI
Mesane Kanseri
Böbrek Kanseri
Varikosel ve Tedavisi
Prostat
İdrardan Kan Gelmesi-Hematuri
Sistit-İdrar Yolları İltihabı
Nefritler
Böbrek İltihabı
Böbrek Kumu
Böbrek Taşı
Böbrek Yetmezliği
Böbrek Nakli
Üremi
İdrar Yollarında Yanma

HORMON HASTALIKLARI
Diyabet-Şeker Hastalığı

ERKEK HASTALIKLARI
Erkekte Kısırlık

KAS HASTALIKLARI
Kramp

ÇOCUK HASTALIKLARI
Bebeklerde Gaz Sancısı
Bebeklerde Kabızlık
Yeni doğan Bebekte Sarılık
Altını Islatmak
Boğmaca
Kızamık
Çiçek Hastalığı
Çocuk Felci
Kabakulak
Kızamıkçık
Kızıl
Su Çiçeği







jhglkklk.jpg

hgkj.jpg

BAŞ AĞRISI:Baş ağrısı toplumda sık olarak görülen bir şikayettir.Hayatının herhangi bir döneminde baş ağrısı çekmeyen insan yoktur.Özellikle kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla yüksektir.Çoğunluğunu sinirsel nedenlere bağlı baş ağrıları oluşturur......Baş ağrısı yapan hastalıkların içinde en çok korkulan "beyin tümörleri ve buna bağlı gelişen baş ağrılarıdır".Beyin tümörünün toplumda görülme sıklığı yüz binde bir olduğunu düşünürsek tümöre bağlı baş ağrılarının ne kadar az olduğunu anlayabiliriz.Buna rağmen başı ağrıyan hastaların öncelikle akıllarına "acaba beynimde tümör var mı" sorusu gelmektedir......Baş ağrılarını 14 ana başlık altında inceleyebiliriz.

1-Migren 2-Gerilim baş ağrısı3-Küme (Cluster) baş ağrısı4-Kafa travmalarına bağlı baş ağrıları5-Damarsal kökenli baş ağrıları 7-Yapısal lezyon olmayan baş ağrıları8-Bazı ilaçların kullanılması ile oluşan baş ağrıları-Damarsal olmayan ancak diğer beyin içi hastalıklara bağlı baş 9-Bazı metabolik hastalıklar esnasında oluşan baş ağrıları10-Boyun,göz,kulak,paranasal sinüs sinüsler (Sinüzit), diş ,yüz kökenli ağrılar:11-Kranial sinir nevraljileri:12-Sistemik enfeksiyonlarda görülen baş ağrıları.13.Nazardan kaynaklanan başağrısı.14.Parapsikolojik baş ağrısı....
Yukarıda ki listeyi incelediğimizde iki ana konu karşımıza çıkıyor.Baş ağrısının sebebi beyin ile ilgili hastalıklardan veya beyin dışı hastalıklardan kaynaklanıyor.
Olaya hasta açısından baktığımızda olayın psikolojik yönünü görebiliriz.Özellikle sürekli baş ağrısı çeken hastalarda "acaba beynimde ur veya kanser var mı" diye bir endişe oluşmaktadır.Şayet çevrelerinde beyin tümöründen veya beyin kanamasından ölen birisi varsa bu düşünce hastalar üzerinde psikolojik bir baskı yaratmakta ve beyinleri sağlam olsa dahi bu psikoloji içerisinde sürekli baş ağrısı çekmektedirler. Tecrübelerime göre,bu kişilere sadece muayene sonunda "beyninde bir şey yok demek" yeterli olmamaktadır.



2-Beyin dışındaki hastalıklara bağlı baş ağrıları olarak iki ana guruba ayırırsak yanlış olmaz. ....Bu tür baş ağrılarının büyük bir çoğunluğunun nedeni STRES'dir. Psikolojik nedenler baş ağrısının sebepleri arasında çok büyük bir yer kaplar.

GERİLİM BAŞ AĞRISI.....En sık görülen baş ağrısı tipidir.Tüm baş ağrılarının % 80'i bu guruptadır.Kesin nedeni bilinmiyor.Stres'in en önemli neden olduğu kabul edilmektedir.Ağrı genellikle enseden başlar ve alına doğru yayılma gösterir.Bulantı,kusma,sesten ve ışıktan rahatsız olma genellikle yoktur.(Bunlar daha ziyade migren türü baş ağrılarında görülür).

20 yaş üzerinde görülür.Kadınlarda erkeklere oranla bariz bir şekilde sık görülür. MIGREN..... Toplumda % 5-10 oranında görülür.Kadınlarda daha sıktır. Nöbetler halinde görülür.Genellikle tek taraflıdır (Yarım baş ağrısı ).Bulantı,kusma,ışıktan ve sesten rahatsız olma gibi bulgularla birlikte seyreder.Genellikle ilk şikayetler 20 yaş altında görülmeye başlar.40 yaşından sonra başlaması nadirdir. % 60-80 vakada genetik geçiş mevcuttur.Yani anne,baba veya 1.derecede yakın akrabalarında migren hastalığı şikayeti mevcuttur. Migren;beyin damarlarının bilinmeyen bir nedenle önce daralması (Vazokonstrüksiyon) sonra da genişlemesi (Vazodilatasyon) sonucu meydana gelir ve zonklayıcı tarzda bir baş ağrısı meydana getirir......

Beyin damarlarının ilk daraldığı dönemde henüz daha baş ağrısı başlamamıştır.Ancak hastalarda AURA adı verilen bir takım hayal görme benzeri olaylar açığa çıkar.Bu belirtiler,beyin damarlarının kasılması ile beyine az kan gitmesi sonucu beynin oksijen sıkıntısı çekmesine bağlıdır.En sık olarak parlak,küçük ışık çizgileri görülür.Bazı vakalarda, görme alanlarındaki cisimlerde şekil bozuklukları veya renklerin birbirine karışması gibi olaylar açığa çıkar.Ancak aura'lı migren türleri az görülmektedir.Migren hastalarının yaklaşık % 10 unda Aura'lı migrene rastlanır. Migren krizlerine bulantı,kusma eşlik eder.Hasta sesten ve ışıktan aşırı derecede rahatsız olur.Baş ağrısı çok şiddetlidir.Hastanın günlük işlerini yapmasına engel olur ve yatağa bağlar.

Migren krizlerini başlatan bazı dış etkenler tarif edilmiştir.Bunlar her hastada olmayabilir.Ancak genelde migren krizlerini bir çok hastada başlatabilirler. Bunlar;stres,parlak ışık.keskin koku,gürültü,menstrüasyon (Kadınların ay hali),uykusuzluk,fazla uyku,egzersiz,doğum kontrol hapları,sigara,içki,aşırı kafein alınması (Çay,kahve),yemek öğünlerinden birinin atlanması sonucu aç kalınması,bazı yiyecekler (peynir,portakal,soğan,fındık,salam,sosis,alkollü içecekler,çikolata, turşu ve benzeri gıdalar. Yukarıda sayılan etkenlerin herhangi biri migren krizini başlatabilir.Migren hastalarının düzenli bir hayatının olması gereklidir.Günlük uykularını tam olarak almalıdırlar.Uykusuz kalmanın yanı sıra fazla uykunun da zararlı olduğunu unutmamak gerekir.

Migren hastasının yemek öğünleri de düzenli olmak zorundadır.Mesela,sabah kahvaltısı yapmayan bir hasta öğlen yemeğini de biraz geciktirirse büyük ihtimalle migren krizi başlayacaktır. Migren hastası hiçbir şeyde aşırılığa kaçmamak zorundadır.Aşırı TV seyretmek,gözlerin fazla yorulması,aşırı yorgunluk,aşırı dinlenme,aşırı çay,kahve içimi krizleri başlatabilir.Ayrıca migren hastasının özel hayatı da sakin ve huzurlu olmak zorundadır.Stres ve sinirin olduğu ortamlarda migren hastaları her zaman kriz geçirmeye mahkumdurlar.

iş ortamı,monoton ve rutin evlilikler veya dönemler,üzüntü,sıkıntı,kayıp,işsizlik,düşüncede ikilem,aşırı düşünceli hal,aldatılma hissi,bir insanı fazla görme vb .. gibi olgular baş ağrısını oluşturabilir...

Metafizik Uzmanı ve Psikanalist-Yazar Gökhan Hani; Baş ağrısı ve migren üzerinde 5 yıl süren Alternatif (Tamamlayıcı) Tıp çalışmaları sonucunda 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi yöntemleri ve Şifalı bitkiler yardımı ile çalışmalarını tamamlamıştır. Sitede yer alan tüm yöntemler ve formüllerin orijinal yapısı Metafizik Uzmanı Gökhan Hani'ye ait olup; kopyalanması ve başka sitelerde yayınlanması yasal değildir. Sitede yer alan tüm şifalı bitkiler baş ağrısı ve migren üzerinde etkili olup, kesinlikle gramajları ve kullanım şekilleri verilmemiştir. Baş ağrısı ve migren üzerinde etkili olan şifalı bitkiler bu tür hastalıklara maruz kalan kişiler üzerinde kesinlikle UZMAN görüşü ve onayı olmadan kullanılmamalıdır. Baş ağrısı ve migren için ayrı ayrı verilen şifalı bitkiler anatomisi bitkilerinin kullanım şekilleri ve gramajları sitede yayınlanmayacaktır.8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi alternatif tıp yöntemleri ve şifalı bitkiler aracılığıyla baş ağrısı ve migren üzerinde etkili olunduğu gözlenmiştir. Alternatif (Tamamlayıcı) Tıp teknikleri asla modern-klasik tıp yöntemlerinin önüne geçemez. Modern tıp yöntemleri baş ağrısına ve migrene yanıt veremiyorsa ya da tamamlayıcı(alternatif) tıp yöntemleriyle desteklenmesi gerekiyorsa 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi ve şifalı bitkiler yöntemleri kullanılmalıdır. Metafizik uzmanlığı kişilerin yaşadığı bölgenin veya coğrafyada yetişen bitkilerle çeşitli hastalıkların üstesinden gelinebileceği görüşündedir. Bu sitede yayınlanan 8 aşamalı Bioenerji-Bioterapi ve şifalı bitkiler yöntem, teknik ve metodolojisini hiçbir Bioenerjist ya da herbalist tarafından kendi adına kullanamaz. Bu yöntemler ve formüller sadece Metafizik uzmanı ve psikanalist-yazar Gökhan Hani'nin 5 yıllık çalışması sonucu ortaya çıkıp ve bir formülün gramajı ve kullanım şekli sadece Metafizik Uzmanı Gökhan Hani ye aittir. Türkiye de ve çeşitli ülkelerde Bioenerji sadece 1 aşamalı kullanılabilmektedir. Alternatif tıp literatüründe Bioenerji 8 aşamalıdır. Biyoenerjinin 8 aşaması kullanılmadan baş ağrısı ve migren ve diğer bilinmeyen (agnostik) önemli hastalıkların üzerinde enerji verilmesi yetersiz kalmaktadır. Reiki uygulamalarının Bioenerjiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Reiki 3 aşamalı olarak Budist felsefesinde sadece yer alır. Bioenerji ise 8 aşamalı veri ve yaklaşımlarıyla Alternatif tıbbın temelini oluşturur. Bionerjinin, Reiki vb yöntemler gibi sembolik- din-felsefesiyle bir bağlantısı yoktur. Bioenerji; Evrensel enerjinin kozmik bağında insan vücudunun 7 ana çakra ve 2 ara çakra bölgesinin pranik ve auratik bağlantısıyla paralel spirütüal-lliastre ile birleşiktir.

BAŞ AĞRISI VE MİGREN İÇİN 8.AŞAMALI BİOENERJİ-BİOTERAPİ VE ŞİFALI BİTKİLER:

Baş ağrısı ve migren için Şifalı bitkiler kullanılma formülü:
1.Kullanılış şekilleri
2.Nasıl Hazırlanması
3.Ne zaman alınmaları
4.Ne zamana kadar kullanılmaları
5.Şifalı bitkilerde kullanılacak Gramajları ve Ölçümleri
6.Kullanılma formülü Metafizik Uzmanı Gökhan Hani'ye aittir.
7.Şifalı bitkiler anatomisi ve 8.Aşamalı BİOENERJİ-BİOTERAPİ ile beraber kullanıldığında etkili olmaktadır.

1. ANDIZ OTU
2. ARZU OTU
3. ASLANPENÇESİ OTU
4. ATDİLİ OTU
5. BAŞ DERBENDİ
6. BELH SÖĞÜDÜ
7. DEFNE AĞACI
8. FENER ÇİÇEĞİ
9. HAMAME
10. KARABAŞ OTU
11. MIKNATIS
12. NANE ÇAYI
13. NERGİZ OTU
14. PEYGAMBER ÇİCEĞİ
15. SU ZAMBAĞI
16. AYVA YAPRAĞI

Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.

GEREKLİ BİLGİ İÇİN METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ'YE DANIŞIN.
TÜRKİYE İÇİN GSM:0535 939 01 23
AVRUPA İÇİN GSM:0543 765 75 90
TÜRKİYE İÇİN MSN:metafizikuzmani@hotmail.com
TÜRKİYE İÇİN MSN:metaterapi@hotmail.com
AVRUPA İÇİN MSN:avrupaterapi@hotmail.com

gbgdgh.jpg

hgdhg.jpg

SARILIK(HEPATİT):
kandaki bilirubin düzeyinin artması sonucu deri, göz ve mukozaların sarı renk alması durumudur. Bir belirti (semptom) olup çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir; tek bir hastalığa işaret etmez. Hepatit bir anlamda karaciğerin iltihabıdır. Hepatitlerin çoğu virüslere bağlı olmakla beraber ilaçlar, toksik maddeler, radyasyon, bağışıklık sistemindeki bozukluklar gibi farklı nedenlere de bağlı olabilir.

Halk arasında, viral hepatitle, sarılık karıştırılır ve her sarılık "viral hepatit" zannedilir. Halbuki sarılık bir hastalık değil belirtidir. Birçok hastalık, sarılık belirtilerine neden olabilir. Örneğin, ana safra kanallarında taş olması sarılığa neden olabilir. Ancak viral hepatitle hiçbir ilgisi yoktur ve bulaşmaz. Yeni doğanlarda rastlanan sarılığın da "viral hepatit"le bir ilgisi yoktur ve bulaşmaz.

Hepatite yol açan A, B, C, D, E virüsleri yanısıra daha az sıklıkta farklı virüslerde vardır. A ve E virüsleri dışkı ile atılırlar. A virusu ile oluşan bulaşıcı sarılıkta hastanın dışkısı, sarılığın ortaya çıkışından 2 hafta öncesi ile 1 hafta sonrası çok bulaşıcıdır. Bu virüsler ile oluşan hepatitler esas itibariyle, virüs taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyvalar) ağızdan alınması sureti ile bulaşırlar. Virüsle kirlenmiş yüzeylere temas etmiş ellerin ağıza değdirilmesi de kişisel bulaşmada ve virüsün yayılmasında çok önemlidir. B ve C virüsleri ise, başlıca, kan yoluyla (kan ve kan ürünlerinin alınması, mikroplu enjektör ve iğnelerinin kullanılması, ortak jilet veya diş fırçası kullanımı, akupunktur, diş tedavisi ve cinsel ilişki suretiyle bulaşırlar. Hastalığın, bu virüsleri taşıyan anneden bebeğe geçişi de mümkündür.

En sık rastlanan belirtiler, halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karnın sağ üst kadranında ağrı, derinin ve gözakının sararması ve idrarın koyulaşmasıdır. Kısa süren ateş olabilir.Hastaların bazıları enfeksiyonu sararmadan halsizlik eklem ağrıları ve hafif ateş ile gribal enfeksiyon tarzında geçirirler.

A ve E hepatit enfeksiyonları tam şifa ile iyileşirken, B, C hepatitler ise kronikleşebilirler. Gelişmekte olan ülkelerde hepatit B hala önemli bir sorundur. Örneğin Türkiye'de hepatit B oranı bölgelere göre değişmekle beraber % 10 civarındadır. Gelişmiş ülkelerde ise aşı sorunu çözüldüğü için bu oran çok azdır. Hepatit C nin aşısı henüz yok.Hepatit B ve C hastalarının bir kısmı kronikleşebilmekte ve siroz ,ileri dönemde karaciğer kanserine dönüşebilmektedir.Hepatit C nin toplumumuzdaki yaygınlığı çok düşüktür. bu nedenle C virusu hepatiti bireysel açıdan tehlikeli bir hastalık olmakla beraber toplumsal açıdan fazla tehlike arzetmiyor. C virusu hepatiti özellikle hemodiyaliz hastaları ve sık sık kan nakli yapılan hastalar için ciddi bir tehlike oluşturabilir.

Hepatit B enfeksiyonu geçirenlerin bir kısmı tam olarak iyileşememekte ve taşıyıcı kalmaktadırlar. B virüsü taşıyıcısı, hasta olmasa bile, kanı ve diğer vücüt sıvıları ile hastalığı