|
İMAJİNASYON TEKNİKLERİ:
İmajinasyon(Hayal gücünün değişik kombinasyonları olarak bilinir.Ruhsal güzellikler imajinasyonlarla gelişir.Sevgi,bağışlama,şefkat,merhamet ve birlik duygusu oluşturan ruh gücünü imajinasyondan alır.Ruhun imajinatik kavramı duygudur,duygu diyalektiğinde sevgi ön plandadır.Ruhun gelişim sureci olarak imajinasyon ışık-renk ve şekildir.Örneğin Mavi ışık,soluk ışığı mavi üçgen içerisinde devamlı imajinatiksel takip eder.İç mimaride imajinasyon kuralları pratikle uygulanır.Dünyaca ünlü MİMAR SİNAN imajinasyon sayesinde orjinal-spesifik eserleriyle harika eserler vermiştir.Aynı şekilde dünyanın yedi harikası olarak bilinen kalıcı yapılar imajinasyon eseridir.Taç Mahal...
Eski medeniyetlerden olan Mayalar ip imajinasyonu ile,İnkalar taş imajinasyonuyla ve Astekler ise toprak imajinasyonlarıyla kalıtımsal imajinik örnekler yaratarak,gelecek nesillere çeşitli bilgi kalıntıları bırakmışlardır.
İMAJİNASYON TEKNİKLERİ OLARAK;
1.Güzel bir oda
2.Güzel eşyalar
3.Güzel bitki ve hayvanlar
birleşerek bir bütün olarak hayalde görmeye başlamak imajinastik çekimi artırır.
Güzel ve çekici ortamlarda romantik bir hayal gücü kurulur.Otantik ve eğzotik bir ortamda macera ve özgürlük duyguları ruhta oluşur.İmajinasyonlar iradi kaderin işini kolaylaştırır.
Ortamlar ve ışıklar insanların iç dünyasını oluşturup,ruhun yönlendirilmesini sağlayabilir.
İmajinasyon sokrates,platon ve aristotales gibi ünlü filozoflar üzerinde etkili olarak deniz rüzgarı etkisiyle ruhlarının gelişimini eserler ve fikirlere dönüşmesini sağlamıştır.
İmajinasyon bütün insanlarda olan etkili bir güç olmasına karşın;insanlar kullanmasını bilemedikleri için veya haberdar olmadıklarından dolayı imajinastik güçleri kullanmaktan yoksundurlar.
Dünyada bir bedenle ifade olmuş olan ruh varlığının en önemli enstrümanlarından biri imajinasyon (tahayyül) melekesidir. İmajinasyonunu kullanmadan (doğacağı bedeni tahayyül etmeden) dünyaya doğamayacağı gibi, yeryüzüne gelişinin gereklerini de imajine etmeden düzenleyemez. Yani ruh varlığı için her şey imajinasyonla başlar, imajinasyonla biter.
Sözcük anlamıyla imajinasyon, beş duyumuz tarafından algılanmayan mantal imajlar, görüntüler ve kavramlar oluşturma yeteneğidir.
İmajinasyon, fanteziler, gündüz düşleri içinde kaybolmak, hayal kurmak değildir. Gerçek manasıyla imajinasyon (tahayyül), ruhun maddeler üzerindeki etkinliğini kullanmasıyla ortaya çıkan yaratıcı bir süreçtir. Ruh varlığı, etkinliği ile bir objeye şekil vermek istediği zaman, bunu imajinasyon melekesi ile yapar. Bu, bir şeyi yoktan var etmek değil, belli bir realite seviyesinde var olan enerjiyi, bir diğer realite seviyesine aktarmaktır. İmajine edilmiş bir şey, fizik alemdeki kaba görünümlerini göstermeden önce, ince kozmik maddeler aleminde gerçekleşmiş bulunur.
Biz farkında olalım veya olmayalım, imajinasyonun kullanım sahası hayatın her alanına sinmiştir. Tüm yaratıcı sanat eserlerinin ardında kuvvetli bir imajinasyon gücü vardır. Bestelenen bir senfonide, mimari bir eserde, çizilen bir resimde hep bu gücün yansımalarını görürüz. Sporcuların zaferlerinin ardında, iş hayatının başarılarının gerisinde irade ve imajinasyonun birlikte çalışması vardır.
İmajinasyon gücünün kaynağında duyularımız ya da duygularımız değil, ruhi enerjimiz vardır. Yani duyuların ötesinde, daha üstün şuur düzeylerine ait bir faaliyettir. İmajinasyon gücümüz sayesinde ve kabiliyetimiz oranında olaylara ve maddeye hakim olabiliriz. Hayatımızı yönlendirebilir, onu daha verimli bir şekle getirebiliriz.
İmajinasyonumuzu kullanırken devreye giren önemli bir unsur da düşüncelerimiz ve niyetlerimizdir. Çünkü düşüncelerimiz ve arzularımız doğrultusunda imajinasyonlarımıza yön veririz. Düşünmek ve İstemek, başlayan bir eylem; sonuçlarına katlanmamız gereken ciddi bir süreçtir. Hayattan neler istiyoruz? Ne kadarıyla karşılaşmaya hazırız? İsteklerimiz ne düzeyde gerçek kimliğimize uygun? Ne kadar mantıklı? Başkalarına zararı var mı? vs...
İmajinasyon gücünün doğru olarak kullanımında bütün mesele, isteklerin ve aktivitenin spiritüel değerlere yönelmiş olmasıdır. Bu dünya hayatımız geçicidir. Bizim için önemli olan, ruhsal gelişimimize faydası olacak tohumları ekmek ve meyvelerini toplamaktır.
Bugün Batı biliminin de kabul ettiği, spordan sağlığa kadar çok geniş bir yelpazede kullanılan imajinasyon yeteneğini geliştirmek için pek çok teknikler mevcuttur. Renklerin tahayyülü, somut nesnelerin tahayyülü, gerçek davranış süreçlerinin tahayyülü uygulanan egzersizlerden bazılarıdır. Ayrıca gevşemek, doğru nefes almak, sessizlik ve içsel sükunet, pozitif düşünmek, sabırlı olmak da her tür imajinasyonda kullanılan tekniklerdir.
İmajinasyonu doğru biçimde kullandığımız zaman kendimizi aldatıyor olmayız. Aksine dünyaya nasıl baktığımızın sorumluluğunu üzerimize alır, deneyimlerimizin düzenli bir süreklilik içerisinde meydana gelmesine katkıda bulunuruz. Sezgisel yeteneklerimizi daha belirgin bir hale getiririz. Düşünce ve duygu faaliyetimizi disiplin altına alarak iç dünyamızı kendiliğinden, doğal ve uyumlu bir seviyeye ulaştırırız.
Yaratıcı süreçleri kullanmak sayesinde evrenin bölünmez organik bir bütün olduğunu ve bir şuur okyanusu içinde yaşayıp işlev yaptığımızı idrak ederiz.
İMAJİNASYON İRADELİ KADERE ETKİ EDER.ÇEKİM SAĞLAR İNSANLARI OLAYLARA,GÜZELLİKLERE....
İMAJİNASYON TEKNİKLERİ TELEPATİ VE YOĞA DERSLERİYLE BİRLİKTE VERİLMEKTEDİR.
ÖZGÜRLÜK:Özgürlüğü,tutsaklığa ve esarete sormak gerek!Yaşamak gerek!Yaşatmak gerek!
Özgürlüğü yaşayan,nefes alan tüm canlı varlıklara sormak gerek!Düşünmek gerek!Eylem gerek!
Nedir? Özgürlük! Neden? Özgürlük! Hangi özgürlük! diye bir sormak gerek!
Özgürlük,hiç bir kural ve kaide tanımadan yaşayabilme sanatı mıdır? Ya da özgürlük,yaşayabilmek için, uyulması gereken kurallar,yasalar ve inançlar bütünlüğü müdür?Belkide bunlar da değildir? O zaman nedir? Özgürlük! Tarifini gerçek anlamda yapabilmek için özgürlüğü kana kana yaşayarak,uğruna savaşmak gerek!
Özgürlük; Sevgi midir? Aşk mıdır? Sevişmek midir? Evlilik midir? Huzur mudur? Mutluluk mudur? Sadakat mıdır? Yalnızlık mıdır? Sağlık mıdır?
Özgürlük;Para mıdır? İş midir? Geçinmek midir? Başarı mıdır? Düşünmek midir? Anlaşılmak mıdır? İnanç mıdır? Seyahat mıdır? Konfor mudur?
Özgürlük;Kendini ifade etmek midir? Vatan mıdır? Millet midir? Bayrak mıdır? Kimlik midir? Yasa mıdır? Devlet midir? Barış mıdır? Savaş mıdır? Kazanmak mıdır? Özğürlük bunlar mıdır? Ya da özgürlüğün tarifini kendi içinde yapmak imkansızmıdır?
Özgürlüğün geniş anlamda bireysel özgürlükler ve toplumsal özgürlükler anlayış kavramları her kurulu düzeni oluşturmuş toplumlarda vardır.Bireysel özgürlükler,toplumsal özgürlükleri;Toplumsal özgürlüklerde,bireysel özgürlükleri besleyerek gelişir.Bu tür özgürlük anlayışlarını içinde barındıran devletlerdir.Devletler yasama,yürütme ve yargı gibi kuvvetler birliği ayrılıkları ile çeşitli yasa ve anayasalarla,toplumsal yararı gözeterek özgürlükler anlayışını yaşatmaya ve düzenlemeye çalışır.Hiçbir bireysel veya toplumsal özgürlükler anlayışı, devletlerin kendi menfaatlerinden üstün olamaz anlayışı,devletlerin değişmez dedikleri anayasalarda baştan konularak,korunmaya çalışılmaktadır.
Bir ülke de eğer tek bir insan özgürlükten mahrumsa; o ülkede özgür insan yoktur,ünlü bir liderin sözünün anlamı çok geniştir.Bir ülkenin yasaları,mevzuatta varsa fakat uygulanmasında adaletsizlik oluşuyorsa;bilinsin ki;erdemli ve gelişkin insanlar,kendi yasalarını kendileri koyar ve kendi koyduğu yasalarla yaşar.Yada yaşadığı ülkenin yasa ve kanunları onu sarmaz ve etkilemez.Ülkelerin koyduğu yasalar tüm halkı içine alacak şekilde özgürlükler doğurtması gerekir.Adalette özgürlük kadar bir ülkeyi kalkındıran hiç bir üstün vasıf yoktur.Önemli olan sadece mevzuatta kalması değil,uygulanış şekli itibariylede yaşanması ve yaşatılması gerekir.
Devlet anlayışının halk üzerinde etkin olunması isteniyorsa,özgürlük anlayışını,içinde yaşadığı tüm halka adilce,eşit şekilde dağıtması gerekir.Eğer bu hak ve hukuk eşitliği uygulanmıyor yada yargı gücü bunu etkili olarak uygulamada eşitsizlik oluşturuyorsa;o ülkenin her yerinde adaletsizlik oluşur.
Metafizik uzmanı Gökhan Hani.
EVLİLİK PROBLEMİ: Evlilik modern anlamda karşılıklı iki cins insanın; birbirlerine saygı, sevgi ve güven duygularıyla yaklaşarak, aralarında paylaşım ve fedakârlık gibi ortak noktalar bulmalarına ve bu olguyu resmiyete dökerek, sonuçlandırmaya evlilik denir.
Evlilik kutsal bir yaklaşım olarak, toplumu oluşturan en önemli müessesedir. Bir toplum sağlam, temiz ve düzenli ilişkilerle kurulu ailelerin varlığıyla ayaktadır. Kimin kimle olduğu belli olmayan, savruk ve aile kurma temelini yansıtmayan, temelini ilişkiler bozuk ve temelsiz toplumlar doğurur.
Metafizik sistematiğinin, spiritüal yaklaşımına göre ise evlilik, ruh âleminde önceden, evlenmeleri belirlenmiş iki farklı cinsin, aura denilen ruh mahiyetlerinde birbirine benzer ruh güç ve enerjilerinin, bu dünyada çeşitli kadersel sebeplerle bir araya gelerek magnetik anlamda çekim oluşturmasına evlilik denir. Kimin kimle evleneceği, kimin evlenemeyeceği, kimin hangi sebeplerle evleneceğinin hepsi mutlak kader'dedir. Evlilik sadece sevgi üzerine kurulmaz; mantık evliliği, mecburiyetten evlilik, iş-icap için evlilik vb gibi olgular çeşitli kadersel sebeplerle oluşur. Evliliklerin kadersel olgunun bir parçası olmasının sebebi de ilişkide doğacak çocuğun, Yaratan tarafından önceden bilinmesidir. Mutlak kader sadece iki farklı cinsin yani kadın ve erkeğin evlenmesini kabul eder. Ya da iki aynı cins sapıksal evlilikler asla kadersel olguya bağlanmaz. Evlenipte çocuk sahibi olamayan insanlar çoktur. Bu olgu spiritüalizm anlayışına göre modern ve alternatif tıbbın tüm imkânları kullanılsa bile, eğer yine çocuk sahibi olunamıyorsa, bunun hayırları da var demektir.
Günümüz post modern felsefesi, evlilikleri resmiyete dökmekten uzak, beraber yaşama anlayışı geliştirmiş olmasıdır. Bazı insanların evlilik aşkı öldürüyor yok ediyor sözü her ne kadar doğru olsa da, sonuçta evlilik içinde yaşanılan topluma örnek ve evrensel etiğe uygun olarak da her açıdan yaşanması gerekir. Tüm toplum gençleri evlenmeye özendirmeli ve her koşulda evlenmeyi düşünen insanlara yardımcı olmalıdır. Ekonomik anlamda birlikte yaşama yetersizliklerini görenler ve birbirini seven iki insan ekonomik sebeplerden dolayı evlilikten soğumaktadır. Bu olgu evlilik dışı ilişkileri doğurmakta bu sebepten dolayı da toplumsal ahlak anlayışı otomatikmen değişmektedir. Toplumsal ahlakın bozulduğu toplumlarda namus kavramı değişkenlik göstermektedir. Namus asla iki bacak arası değildir, fakat kendini bilen bir kız herhangi bir zorlama veya baskı görmeden, doğuştan bilinçli olarak yaratılmış parçayı korumakla mükelleftir. Toplum ahlakı ailelerin kızlarını iyi ve terbiyeli yetişmesiyle ön plana çıkar. Bir aile kız çocuğuna devamlı yaşamdan iyi örnekler vererek ve inançla besleyerek yetiştirirse kız doğru yolu bulur. Ya da kız başıboş kalırsa, dışarıda hayvanlar gibi sürü kurtların ağlarına takılacak tuzaklarla uğraşmak zorunda kalır. Hayatın her kesitinde kadınlarımızı korumazsak ve onlara değer verip, kendi kızlarımız ve evlatlarımız gibi görmezsek bizde bozulan toplumsal ahlakın bir parçası oluruz. Düşene ve düşürülene bir darbede ben vurayım ya da ben yapmasaydım başkası yapacaktı zihniyetlerini toplum olarak bir tarafa bırakıp insanlarımıza ve kadınlarımıza sahip çıkalım. En azından kadınlarımıza kötü muamele, şiddet ve tacizde bulunmayalım. Kadınlara daha yaklaşımcı, iyiliksever, korumacı ve saygılı davranırsak, güven ortamında toplumsal ahlakı da korumuş oluruz. Hiç bir kadın doğuştan kötü yola düşmek istemez, onu zorlayan ekonomik sebepler veya onursuz insanlar vardır. İslam inancının güzelliği ve temizliğiyle yaşamak varken, insanlığa yakışmayan ve insanı çirkefleştiren ego ve nefs egomanyasını neden yıkmayalım. Çağımızın bilgi kültürü gelişirken, teknolojik iletişim araçlarıyla ya da çeşitli ahlaksız durumların artığı bugünkü topluma bakıldığında çok vahim durumlar vardır. Pornografik yayınlar, hayvan pornosu, çocuk pornosu gibi insanı onursuzlaştıran, küçülten hatta aşağılık duruma getiren yayınlar ve bu sektörlerden paralar kazanan insanlara yazıklar olsun.
Toplumsal anlamda ekonomik kaygılar ve aç gözlülüğün yansıması olarak, günümüz toplumunda artık yavaş yavaş evlilik anlayışı da değişime uğramaktadır. Kadın ekonomik özgürlüğünü eline almadan evlenmek istemiyor, erkek ise sağlam ve iyi geliri olmayan bir evlilik planı kuramamaktadır Bu olayların sebepleri çok geniştir
1.Bazı kadınlar ekonomik özgürlüklerini ellerine aldıklarında, kendilerinden daha üst statüde erkeklerle evlenmek istemeleri, iş bulamayan, ya da çalıştıkları işlerde düşük ücret alan erkekleri evlilik düşüncesinde karamsarlığa itiyor.
2.Devlet ve özel kurumlarda çalışan erkekler, evleneceği bayanı çalışan bayan, çalışmayan bayan olarak ikiye ayırıp, çalışan bayanları tercih etmeler. Çalışmayan ev kızlarının, evde kalmalarına neden oluyor. Kadınlar içinde geçerli.
3.Bazı kadınların devlet veya sağlam geliri olmayan erkeklerle evlenmek istememeleri, mantıksal evlilikleri ya da evde kalmalarına neden oluyor.
4.Fuhuş veya dost hayatı denilen beraber yaşamak anlayışı bazı erkeklere daha cazip gelmesi, evlenmeyi geciktiriyor
5.Kadınların kendilerini kişisel gelişim açısından geliştirememeleri kültürlü erkekleri, kültürsüz bayanlara yakınlaştırmaktan uzaklaştırıyor. Kadınlar için de geçerli.
6.Bazı anne ve babaların, kızlarını maddi durumu çok iyi kişiler ile evlenmelisin sözleri, kızları şartlandırarak, kısmetlerini veya ortamlarını ona göre kurmalarını sağlıyor.Bu olayda kızları yanlış yollara sevkediyor.
7.Günümüzde okumanın önemi artış gösterdiği için üniversite okuma, iş bulma derken, yaşın ilerlemesi evlilikleri geciktiriyor.
8.Kız istemede ailelerin, erkek tarafından çok şeyler istemesi anlayışı, çoğu aileyi kız istemekten soğutuyor.
9.Bilinmeyen ortamlara çok girip, çıkan. Onunla bununla sarmaş dolaş olan, hoppa ve kişiliksiz kızların, genç erkekleri evlilikten soğutuyor.
10.Kimi erkeklerin, kızların bekâretine çok önem vermesi, bekâretini kaybetmiş kızların, evlilikten soğuma problemi oluşuyor. Kızlık dikimi ya da esnektir anlayışı asılsızsa olsa bile bazı erkekler yutmuyor.
11.Asil erkeklerin veya bayanların, asil olmayan insanlarla evlenmek istemeleri. Evliliklerde hatalara neden oluyor.
12.Bazı yörelerde başlık parası ve çeşitli törelerin varlığı evliliği geçiktiriyor.
Örneğini daha çok sayacağımız problemlerin olduğu bir toplum içerisinde her şeyin maddiyatla yada sadece maneviyatla olmayacağını bilen tüm insanlar, evlilik kurumunu geliştirerek sağlam bir nesil bırakabilirler.
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani
|
|
|
|
|
|
|
GÖZLERLE KONUŞMA SANATI: İnsan ruhunun giriş yeri gözlerdir.Gözler ruhların sır kapısı olarak hep aynı dili konuşur. Gözler,diller gibi kelimeleri hece hece üretmez.Gözler estetiğin ve ahengin birleştiği noktada birleşip anlam kazanır.Gözlerin bu özelliği taşıması sebebiyle cümleleri bir anlam bütünlüğünde karşısındakine aktarır.Sözler gerçek olmayabilir,sözler her şeyi ifade edemeyebilir ama gözlerin içindeki anlam ve manalar insanın ruhuna yansıtır.Ruh sadece gözlerin içindeki manada kendini bulur.Ruhun etkilendiği en güzel göz,bakınca yürek yakan gözdür.Herkesin gözü yakmaz yüreği.Yüreği yakan gözler sadece ve sadece yüreğindeki asaleti ruhunda taşıyandır.Asalet sonradan kazanılamayan değerler diyalektiğinde yer alan değişmeyen özdür.Bütün insanların yaratılış amacı bu özde gizlidir.Gözler ruhun aynası olarak hep kendini ele vermiştir her zaman; konuşurken gözlerimin içine bak deyimi de buradan gelmiştir.Gözler insanın duygularını yansıtan bir araç olarak deşifre edici bir özellik kazanır.
Günlük hayatta gözler daha çok samimi ilişkilerde belirginleşip anlaşılır bir dil gibi kullanılır her zaman.Sevgi,paylaşma,eşitlik ve yardımlaşma gibi sosyal değerler gözlerin konuşma dili ile gelişip pekişmiştir çoğu zaman.Artık gözlerle konuşma zamanındır saf ve masumane bir endam ve naz ile.Zihnimizde oluşan olumlu düşünceleri,anlatamazsak bile bazı durumlarda insanlara en azından duygularımızı gözlerimizle ifade edebilmenin yollarını aramalıyız.Gözlerin konuştuğunu ifade edebilseydi diller,bin bir çeşit konuşulmazdı kelimeler.
GÖZLERLE KONUŞMA SANATININ İNCELİKLERİ
Gözler ile bakma alıştırmaları yapılmalı:Gözler insan düşüncelerini karşısındaki insana veya varlıklara anlatmadan önce kendi kendini eğitmesini öğrenmeli,bir ayna karşısında çeşitli duygu ve düşünceleri gözlere aktararak kendi gözlerinin konuşma dilini geliştirmeli.
Gözlerin çevresindeki dokular ile hareket etmesi sağlanmalı:Gözün çevresindeki dokuları,gözleri çevirim noktasında ritmik olarak ayarlanarak hareket edilmesi alıştırılmalı.
Gözler,yüze yakışmalı:Gözlerin ne ifade ettiği,yüzün mimik hareketiyle uyumlu şekilde hissedilmesi sağlanmalı.Gözün konuştuğu dil ile,yüz mimik hareketinin anlamları aykırılık taşımamalı.
Gözler kelime olarak değil,kelimeler bütünlüğü olarak bakış oluşturmalı:Gözler anlatmak istedi duygu ve düşünceleri karşısındakine bütünsel anlam ve mana olarak aktarabilmeli.
Gözler,ışığın modunu ayarlamasını bilmeli:Gözler,bulunduğu yerin ışığın yüksek ve düşüklüğüne göre kendini ayarlamalı.Yada çok fazla ışıkta bakış daha canlı gözükeceğinden,enerji kaybı olabilir.Cansız olan ışıkta ise göz,göz altı ve yüz mimik üçlemesi beraber kullanılmak zorunda kalınır.
Gözler yapay olmaktan uzak kalmalı:Gözlerin bakış tarzı doğal olabilmeli.Yapay bakışlar kendini deşifre eder.Fakat gözlerle bakma sanatı geliştirilirse yapaylık artık doğallığa bırakacaktır.Normatif olmasa da yeri geldiğinde yapay bakış ortamı olsa da,doğal bakış verilebilmeli.
Gözler ortamına göre,baskın bakış şeklini kullanabilmeli:Girilen ve içinde bulunan ortamın havasına göre bakış şekli oluşturulmalı.Karşımızdaki insanı sorgulayacak biçimde bakılması önlenmeli.
Gözlerin konuştuğu bakış esnek olabilmeli:Gözler baktığında zamanı ayarlamalı,fazla bakış insanları rahatsız edebilir.Gözlerle verilecek iletiler verildikten sonra bakış kesilmeli yada dalgalı bir şekilde bakış geliştirilmeli.
Gözler rahatsızlık vermemeli:Bazı insanlar baktıklarında rahatsızlık verir.Gözler insanları rahatsızlık vermek için bakılmamalı,gözler sadece dille verilemeyecek mesajları verebilmeli yada gözler konuşulan dile yardımcı olmalı.
Gözler pozitif enerji dağıtabilmeli:İnsan pozitif duygular içerisinde olduğunda,pozitif enerji insan gözüne yansır.Gözler bunu çevresinde kullanmasını bilmelidir.
Gözler ile konuşma sanatının bütün yönleri bilindiğinde,kelimelerin anlatamadığı yada vurgulamadığı tüm düşünceleri gözler söylemekten aciz kalmaz.Gözler ruhun ayna görevini görür.Gözlerin yalan konuştuğu sadece ağlamayla olur.Bazen ağlamak insanları sömürmek için kullanılan bir araçtır.
İnsanları kelimeler ele vermese bile,aslen gözler insanları ele verir.Bazı insanlar gözlerini gözlükler ile saklamaları bu yüzdendir.Gözlerin estetik değeri sanatsal ifadelerle anlatılamaz.Yaratanın gözlere yüklediği mana insan vucudunun hiçbir yerinde bile yoktur.İnsanlar sadece anladığını yorumlar,anlamadığını yorumlamakta zorlanır.Gözlerin esrar yönü de bundan ibarettir.
İnsanların en büyük aşkı gözlerdir.Gözler aşık olunacak en güzel organdır.Gözlerin bir bakışı bile insanı cezp eder.Kimi insanlar sırf gözlerin içindeki manaya hayran kalıp evliliklerini yapmışlardır.İnsanı etkileyen en önemli organın göz olması şaşırtıcı değildir.Gözler insanları kıskandırır.Gözleri güzel insanların bakışına tutuşmak insan doğasındandır.İnsanın dış görünüşünde gözlerin anlattığını hiçbir vucut hatları anlatamaz.Gözlerdeki ince ve etkileyici ışınlar,nazarı bile meydana getirir.Gözlerin bu yönü insanlarda ısı ışınlarının (radyasyon) olduğunu kanıtlamıştır.Gözleri güzel olandan değil,insanın gözü güzel olmayandan korkulmalıdır.
Beyin gücünün yaydığı alfa,beta,gama,teta ve delta ışınları bakışlar üzerinde karşınızdaki kişide etkide bulunur.Sağ beyin yani sağ lobun gözlerle bakış yönünde beta ışınları yayılır.Beta ışınları soğuk ışınlar olup,sol gözü temsil eder ve sol gözle yan bakıldığında kişiye beta ışınları yayılarak kişi rahatsız olur.Beyin beta bakış akışı içerisinde 12 cps elektirik gücü yayar.Sağ beyin yani sağ lobun gözlerle bakış yönünde alfa ışınları yayar.Alfa ışınları sıcak ışınlar yaymasıyla,sağ gözü temsil eder ve sağ gözle yan bakıldığında alfa ışınları sağ gözden yayılarak insana rahatlık ve olumlu duygular sağlar.Beyin alfa bakış açısını 0-6 cps formatında dağıtır.Beynin ön bölümünde yani sağ ve solun direkt bakış açısı oluşturarak 12-24 cps enerji yayar.Beynin sağ ve ve sol göz boyutunda bir insana bakıldığında gama ışını yayar.Gama ışını nötr etkisiz elektirik yayar.İnsana ne olumlu nede olumsuz enerji yayarak bu bakış tarzı insanları düşündürtür.Genellikle ilk karşılaşmalarda ve ilk tanışmalarda ön beyin sağ ve sol gözle gama ışını yayar.Beynin arka lobundan teta ışınları yayılır.Teta ışınları insanın başına arkadan bakıldığında kişinin teta cps enerji bakış tarzı açılımında bazı ön yargılara varabilir.Teta ışınları 24-36 cps enerji gücündedir.Beynin omurilik bölümünde ise delta ışın ışınları sinirsel sempatik ve parasempatik bakış açısını oluşturur.Delta ışınları 36-48 cps enerji gücünde olur merkezi sinir sistemini düzenler.Gözlerin bakış tarzlarının insan üzerinde etkileşimleri vardır.
Hipnoz eğitimlerinde alfa ve beta aralığında kişinin hipnotik telkine gelmesi,tekrarlanan ve rutin işleyiş üzerinden pozitif enerji komutlarıyla verilir.
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ
DÜŞÜNCE GÜZELLİĞİ: Doğada yaşayan varlıkların en üstünü insandır.İnsanı,insan yapan ve insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik akıl ve düşüncedir.Düşünce; duruş,bakış,algılayış ve yorum gücünün söyleniş biçimi olarak çekicilik ve güzellik kazanır.
Düşünce güzelliği,serbest düşüncede,etikte ve estetikle orijinalitedir.Düşünce güzelliğini fiziksel güzellikte ve maddi değerlerde aramak kopyacılık,hazırcılık ve ahmaklıktır.
Düşünce güzelliğinin geliştiği toplumlarda,ileri bir kültür seviyesi,eğitim ve öğretim sisteminin ezberci-milliyetçi yapılardan sıyrılması,serbest düşünceyi geliştirici altyapı ve toplumsal ahlakın geniş görüş ve bakış açısı yatar.
Bir toplum,çağdaş medeniyeti ve ilerici zihniyeti yakalamak istiyorsa; önce eğitim-öğretim sistemini sonra ekonomik kalkınmayı tüm halk kesimine eşit şekilde sunması ve koruması gerekir.Her şeyin başı eğitim ve ekonomidir.Bir ülkede ekonomik ve eğitimsel eşitsizlikler varsa; o ülkede daha çok yaralar olacak; hırsızlık,çeteleşme ve yobazlıklar vs gibi kötü olgular devam edecektir.
Günümüzdeki liberalist devlet yapıları artık,iç zararlarından kurtulmak ve dış ülkelere olan borçlarını az da olsa kapatmak için elindeki kurum ve kuruluşlarını satarak özelleştirme yoluna gitmektedir.Devlet, özelleştirdiği kaynaklarından çeşitli yasalarla aldığı vergiler ile de; kendi bünyesinde çalışan işçi ve memurlarına maaş vermektedir.
Devlet anayasasında bile yer alan,istihdam sağlama görevini,özelleştirdikleri kurum ve kuruluşlarla paylaşarak,geçmişten gelen istihdam sorununun üzerine kapatmaya çalışmaktadır.Devlet,elinde bulunan kurum ve kuruluşlarındaki memur ve işçi seçimlerini,sadece ezberci eğitim yansıması olan 3-4 saatlik zamanlı bir sınavla belirlemesi,kültürel yapısı gelişmemiş,konuşmasını bilmeyen ve ağzından su akan bazı insanlara sunması asla affedilemez yanlışları beraberinde getirmektedir.Özel sektörlerin ise insan kaynaklarındaki personel seçimleri,kendi şirketlerinin başındaki genel müdürleri bırakın; yönetildikleri ülkenin Cumhurbaşkanı,başbakanı ve bakanlarında bile bulunmayan özelliklerde personel seçimi şartları koyması aklı ve hayalleri zorlamaktadır.
İnsanlar geçmişte kaybettiği ekonomik zararı, zamana vurduklarında yada babalarının parasıyla veya başka yollarla zenginleşip,gösteriş yapan insanların yaşam kalitesini yakalamak için kolay yoldan zengin olma hayalini kurma yoluna gitmektedir.Bu amaçla hareket eden insanlar hayali ihracat,sahte para,uyuşturucu vb gibi yollara başvurarak kendilerine göre geçmişin açısını çıkarmak ve daha zengin olmak için kolay yoldan zengin olma hayalinde yaşamak için her türlü eyleme başvuracak konuma gelmişlerdir.Bir ülkede zenginler daha çok zenginleşe dursun,fakir halk yerinde sayıyorsa! bilinsin ki;
o ülke de asla ekonomik anlamda eşitlik yoktur.
Geçmişten gelen örf,adet,gelenek ve göreneklerini,inanç boyutuyla pekiştiren bir topluma, hazırcı,kopyacı, ve alt yapısız bir kültür sunulmaya çalışılırsa, o ülkede bozuk bir kültür modeli oluşur.Post modern zihniyetlerin,batılılaşma dedikleri,kültürel çılgınlıklar artış göstererek giyimde,kuşamda,konuşma biçiminde ve düşünüş şeklinde bile kişiliksiz insanlar yetişecektir.Bu tip insanlar toplumun etkilendiği alanların bazı yapılarında söz sahibi iseler o topluma her türlü kötülüğü,iyilik ve güzellik olarak sunmaya devam edeceklerdir.Avrupalılaşma denilen aslında,inançsızlık ve kültürel dejenereci aksiyonları dillerinde dolayan insanlara, vereceğim cevap şudur.Avrupa da yaşayan halkının durumlarına bakın, her türlü adaletsizliği göre göre yaşayanlar,Avrupanın kültürel yapısından ne kadar da memnun!
Müzik piyasası adını verdikleri,her gün ayrı ayrı tv lerde klipleri yayınlanan ,karga sesli, ne dedikleri belli olmayan,eline bir mikrofon alarak ben sanat yapıyorum diyen,orasını burasını sallayarak insanların egosunu teşhir eden şarkıcılar çıkmaktadır.Aşk ve sevgi gibi iki duygusal fenomenle,insan ruh yapısına aşırı zarar veren,ses ve görüntü kirliliği yapan insanların sayısı günden güne artış göstermektedir.Çıkardıkları albümlerinin satışının ne kadar olduğu bilinmeyen kişilerin üstelik, CD ve kasetlerimizi lütfen korsandan almayın diyenlerin kaç yüzü olduğu tartışılır.Bu tür insanlar bir toplumu ayakta tutan gerçek sanatçı kişilikleri de sanat anlayışından uzaklaştırarak küstürmüşlerdir.Gerçek sanatçılar,toplumun aynası olmaktan çıkarsa,ipi sapı belli olmayan kişilere meydan kalır.
Her yıl öğrenci seçme ve seçilme sınavları yapılmaktadır.2 milyona yakın genç bu sınavdan umut beklercesine,sınava hazırlık süreci içerisinde özel dershanelere tonca para harcamaktır.Kıyasıya rekabet içerisinde yarış eden dershanelerin kazançları hayli yüksek olmasına rağmen ÖSYM giren insanlar acaba neden bu kadar azdır.Eğitimde özelleştirme ve dershanecilik anlayışıyla köşeyi dönenler, kazandıramadıkları öğrencilerin ,aile reislerinin sofradan, boğazdan keserek onca yatırdıkları paranın hesabını nasıl verecekler bu da sorulması gereken ve cevap istenen sorulardan?Dershane sahiplerinin altlarındaki son model arabaları ve hesaplarındaki paraları görenler asla şaşırmasın???
Bir ülke ben güçlüyüm diyorsa önce ekonomik ve eğitimsel yönüne baksın.Ben ne kadar güçlüyüm diyeceğine,ekonomik istihdam ve eğitimsel başarıyı yakalasın.
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani
NEREDEYİM:Ben,benim olmayan kadere boyun eğmedim;kader benim boynumu büksede.Ben kadere boyun eğmedim;kader kendi zikri için benim boynumu eğsede.Ben benim olmayan kadere iman etmedim;iman beni kabul etmesede....
Ben daha ölmedim;ölüm beni ölüm için öldürsede.Ben daha ölmedim;ölümü kendi ölümümle,öldürmedimse....
Ben aşkla;aşık olmadım.Ben aşık olana;aşkla bağlanmadım.Ben aşkı görülmeyenle,bilinmeyenle,en zoruyla,en büyüğüyle,imkansız olanla yaşadım;kimsenin yaşamadığıyla....
Ben hiç ağlamadım;ağlayanada inanmadım.Ben sadece bir tek gözyaşı damlasına inandım; O da aktığında kıyametin kopacağını anladım.Yürek yarasına içten akan her bir damla da;ben olduğumu anladım....
Bana cehennem dediler.Sırat köprüsünden geçmeden düştüm.Cehenneme girdim, zebaniler burası sana yasak dediler.Bana cennet dediler; reyhan,firdevs kapılarına yöneldim; Rıdvanlar burası sana sığmaz dediler.Bende arafın tepesine çıktım,burası sana olmaz dediler....
NEREDEYİM BEN.....
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ.
TELEVİZYON HİPNOTİZMASI: Globalleşen dünyada bilimsel ve teknolojik ilerlemeler devam ederken; iletişim sektörüde bunun payını almaktadır.Türkiye gibi gelişmeye açık ülkelerde,yapay gündem oluşturarak,bürokratik misyon yüklenen bazı medya grupları halkın zamanını; kadın proğramları,dizi yayınları,yarışma proğramları ile çalmaktadır.
Türkiyede televizyonculuk yaptığını sanan sözde kendilerini ünlü olduklarını ilan eden şahsiyetler kadın proğramları sunarak,kişileri sorgulayacak ve yargılayacak kadar ileri gitmişlerdir.Bu tür kadın proğramlarına konuk ettikleri halk trajedilerini,nonoş ve hasta medyum bozuntularını ve eline mikrofon alarak karga sesleriyle ben sanatçıyım diyen ses şarlatanlarıyla tüketici toplumun boş zamanını doldurmaya çalışmaktadır.Bu tür proğramları sunan kadın ve kadın ruhlu erkeklerin amacı sadece kendi egolarını tatmin ve ekonomik kazanç sağlamaktan başka hiçbirşey değildir.Bilinçsiz ve hiçbirşeydeyden haberi olmayan halkın içinde yaşamış olduğu ailesel yada çevresel ilişki bozukluklarını kendilerine gündem ederek sundukları proğramlarının alt kısmına sanki çok önemliymiş gibi altyazılarla geçirmeleride bu bozuk ahlakın yansımasıdır.Üstelik hergün o kanaldan bu kanala transfer edilerek,uzman veya prof olma kisvesi altında halkı bilinçlendirme paranoyasına kapılan kişilerden güç alarak ahkam kesenlerde cabası.
Türkiyede yeni bir sektör daha doğdu anlayışıyla hareket eden medya,dizi sektörü ile istihdam sağlama paradoksuyla tüm televizyon kanallarında mafya,derin devlet,aşk,macera,sihir ve komedi gibi gerçek dünyadan insanı kopararak,hayal dünyasında kahramanlar yaratan bu tip dizler,sosyal yaşamın gerçek sorunlarını tüketici toplumun zihinlerinde yer açarak,tüketici toplumu grup telkin edici hipnotizmayla sömürmeye devam etmektedir.Yapacak birşeyi olmayan toplumları eve ve televizyona çekmek için çeşitli senaryolar kuran yapımcı şirketler dünyaca ünlü hipnotizmacılarıda gecerek,hazırcı toplumu ütopyacı anlayışla şişirmeye devam ediyor.
Son dönemlerde türk televizyonculuğuna batı kültürünün post-modern denilen yarışma proğramları girmeye başladı.Pop,top,hop,türkü,alaturka,dans,tiyatro vb gibi yarışma organizasyonları yapılarak,zaten bir arayışta olan insanları bir araya getirerek yetenek kisvesi altında sözde juri ler oluşturarak,bayramlarda kurbanlık koyun seçer gibi koltuklarında oturarak kendi şöhret maskelerini,topluma daha güzel sunmak için yarışmalar düzenlenmeye başlandı.Bu tür yarışmalarda amaç kendilerini juri gibi görenlerin, benim kurbanım daha güzel seninki daha kötü olma anlayışından başka hiçbirşey sağlamadı.Yada bu proğramlarda amaç bir yetenek ortaya çıkarmak değil,bu proğramları düzenleyenlerin ekonomik kazanç sağlama ve juri denilen kişilerin şöhretlerini sürdürme uğraşından başka birşey olmadığı görülmesidir.
Objektif ve açık olmayan televizyon haberciliği de birbirleriyle yarış içindedir.Her bir kanalın haber proğramı her haberi kendine göre yorumluyarak sanki ilahi yargıçlar gibi sorgulama ve yorumlama yapma uğraşındadır.Bilinçli ve uyumuyan halk zaten hangi haber kanalını açacağını bildiği gibi hangisinde bir yorum olduğunuda çok iyi bilecek seviyeye gelmiştir.Mağazin haberleriyle desteklenmiş bazı haber kanalları,bazı ünlü adı verdikleri kişilerin özel yaşamlarını konu alarak onların yaptıkları işlerden öte kiminle ne yaptıkları,kiminle olup olmadıklarını sorguluyarak bu tür haberler yapmaları o ünlü denilen şahsiyetlerinin aslında sanat ile değilde gündemde kalmak için kendilerini piyasaya sürme uğraşı içinde olduklarını hemen anlaşılmaktadır.Her şarkı söyleyen ben sanatçıyım diyorsa o zaman mutfakta buşlaşık yıkıyarak şarkı söyleyen her bayan ve evlerinde şarkı söyleyen her erkekte sanatçıdır.Sanat bu insanların ellerinde laşkalaşarak,yok olmuştur.
Türkiye gibi 70 milyon nufusu olan bir toplumda sadece 3 milyon gibi çok az gazete satılması,insanların okumaması değil,milletin sizi nasıl değerlendirdiği ve ne kadar önem verdiğiyle açıklanabilir sadece.Yada gazetelerinizi 250 kuruşa değil 100 kuruşa da satsanız bu değişmez olacaktır.
Bazı proğramlarda promasyon yapmak ve çıkardıkları kasetleri(albüm)
lütfen korsanlardan almayın diyen bazı şarkıcılar, halbuki şunu çok iyi biliyorlar ki!kasetleri satılmamaktadır.Bu sadece reklam söylevidir.Hazırcı ve tüketici toplumlar her zaman kolay yoldan ve ücret ödemeden bir şeye hakim olma zekasıyla doludur.
Türk halkı artık bilinçli hale gelerek bu tür zaman öldürücü ve grup hipnotörlüğüne son vermesini bilmelidir.Bu tür proğramlara gerekli cavabı yine halk kendi vermelidir.Bir şeyi yok etmenin ve değiştirmenin en güzel yolu bu tip televizyon saçmalıklarına kayıtsız kalmaktır.
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ.
|
|