|
AŞKIN METAFİZİK BOYUTU
Aşkın tarifini yapmak için aşkı yaşamak gerekir.Yaşamış ve Yaşanmış aşklar elbet ruhta abideleşmiş yada mabedleşmiş bir kalıntı bırakır.Ruhları en çabuk olgunlaştıran aşklardır;bir düş gibi...
Bu düşler ütopik yada realist ve rasyonalist alışkanlıktır.
Aşk bir metafiziktir.Metafizik gibi var olan ama, bilinmeyen ve erişilemeyen bir duygu fenomenidir.Bu fenomenler diyalektik devinimdir.Bazen romantik bazen otantik ve egzotik bazen de emperyalist'tir.Aşkların renkleri ve sayıları da vardır,bu yüzden de rölatif'tir.
Aşk,o haz duyulanın yanında olmadığı zaman,o hazın yanında olmasını istemektir.Aşk bir fenomen olarak fizyolojik ve psikolojik değildir.Aşk ruhsal bir spirütüaldir.Ruh,aşkı beden den ve ruhtan yansıyan davranıştan bağımsız yaşar.Aşk bir ruh olayıdır.Ruhun fonksiyonel gelişimi,aşktan doğan acı hissiyle başlar ve bu his sonradan artarak beden ve bedenden yansıyan davranışta görünür.
Ruhun insan bedeninin her fonksiyonunla ilişkisi vardır.Aşıklar bu yüzden ağlar.
Aşıklar,aşık oldukları varlıktan karşılık alamadıklarında,ruhun fonksiyonel gelişiminde durgunluk yaşar.Bu durgunluk aşıkları spirütüal hastalığa iter,ruh soyut olduğundan hastalık davranışta kendini gösterip,psikolojik bir hal alır.Ama psikoloji bir davranış bilimi olarak aşka derman olamaz.
Psikolojinin depresyon,bunalım,fobi ve karasevda gibi çeşitli hastalıklar olarak tanı koyduğu kavramlar aşk üzerinde etkisiz kalır.
Aşkı metafizik boyutunda ele alarak,sekiz yıllık deneyimlerimizle aşkın insan ruhundaki aksiyonlarını pragmatik(yararcı) ve pozitivist yöntem öğretileriyle çözümlüyoruz.
Biz giden gitmiştir.Yaşanmış yaşanmıştır demiyoruz.Biz bir şeyi elde etmesini biliyor isen; O şeyden de çekip gitmesini bilmelisin mantığıyla hareket ediyoruz.
Güneş yaptığın yıldız,seni ışığıyla aydınlatmıyor ve ısıtmıyorsa bilki O güneş senin güneşin değildir.O bir başkasının güneşi olmak istemektedir.Ama unutma nasıl bir yıldızı güneş yaptınsa bilki;başka yıldızlar da senin için güneş olmak istemektedir.Yine de sen ısrarla seni ısıtmayan ve aydınlatmayan yıldızı kendi güneşin görmek istiyorsan bu senin asla kaderin değildir.İlişkileri somutlaştırırsak, ilişki sevdiğin bir saate benzer,saat bir kez bozulur,saatçiye götürüp saati tamir ettirirsin.İkinci kez bozulur tekrar saatçiye götürür yaptırırsın,ama üçüncü kez bozulduğunda saatini saatçiye götürdüğünde,saatçi artık bu saati tamir edemez çünkü o saat orjinal değildir.Sen ya o saati değiştireceksin yada o sevdiğin saati bozukta olsa koluna takacaksındır.Fakat unutma O saat değer verdiğin kadar,koluna takmaya layık değildir.
ilişkiler bittikten sonra,aşık olan insan kadere boyun eğeceğini hisseder ama ne malum ki!Aklına söz geçirir ama kalbine ve gönlüne söz geçiremeyiz? Akıl savunma mekanizmaları çok hızlı bir şekilde hareket etmesine rağmen.Aşık olan insan,kaybettiğine benzer yada ondan daha mükemmel bir insan arayışına girer.Acaba aşık olan insan kaybettiği aşkın,yerine koyabilecek bir sevgi koyabilecek midir?Önce bunu umut edebilir ama zaman ilerledikçe ona benzer bir aşkın bulunamayacağını zor da olsa sezer.Asıl olan ona benzer hiçbir aşkın realitesini yakalayamayacağını hissetmesidir.Buna bazen yaşanması gereken bir kader der.Bazen de olgunlaştıran bir melankoli der.Bu arada mantık araya girer.Mantık ona aşk anlamında ruhun özgüven çelişkisi içerisinde olduğunu anımsatır.Bu yüzden ruh yerini bilince bırakır.Bilinç ona devamlı alternatifler sunar.Bilinç bu arada zamanla yarışmak ister.Bu zaman bilinmeyene yolculuk ile ruhsal yarayla bir arada ilerler.Akıl kaybettiği eski aşkın devamlı geri gelme ütopyasında,ikileme girer.İkilem eski ve yeni aşk arasında baskın olan alternatifi bulmaya iter.Her yeni aşk denemesine rağmen ruhunda devamlı bir eksiklik hisseder.Bu eksiklik onu yeni aşka bağlamaz bir türlü bu yüzden devamlı eski aşkının anılarını canlandırır zihninde.Bir ikilem doğmuştur artık! Bu ikilem ve çelişki aşık olan insanın radikal kararlar almasına da neden olur.Bu kararlar ya evlenmemek ya kaderi inkar etmek ya intikam almak ya aşkı-sevgiyi inkar etmek ya mantık evliliğine yönelmek ya da intihar etmek gibi düşünceleri akla getirir.Acaba bu düşünceler yada eylem nitelikleri unutturabilir mi?Eski aşkı...Aşk acı çekme hazzıdır.Aşk kendini tanımak için olgunluk aşamasıdır.O olgunluk ki insanı geliştirir,güçlendirir,sabırlandırır. Aşk sevginin radikal versiyonunda dönmedir.Uğruna ölümleri bile göze aldıran en mükemmel duygu selidir.Cesaretin ve korkaklığın arasında kalınan çaresizliktir.Aşk susmaktır sadece bakmaktır.Aşk nefretin tek imkansız anlamıdır...Aşk imkansızsa intikam duygusudur.AŞK YARATANIN KULUNA VERDİĞİ EN GÜZEL ACI ZEVKİDİR.AŞK TADILMASI GEREKEN VE TATILDIKÇA ANLAŞILAN DUYGULARIN İLAHİ BAŞKALDIRISIDIR. Aşk yaşanması gereken bir kaderse,biz o kadere rest çekiyoruz.İnsanları intihara sürükleyen,insanları mutsuz kılan,insanları yalnız bırakan,insanları bunaltan,insan ruhunda derin ve kapanmaz yaralar açan ve insanları bu kısacık yaşama soğutan bu duyguya artık dur diyoruz.
Metafiziğin aşk boyutu içerisinde,platonik aşka tutulanlar,terkedilenler,aldatılanlar ve birbirine kavuşamayanlar sevgi ve aşk sorunlarınızı bizlerle paylaşabilirsiniz.
Sevgilerimle...
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ..
GÜVEN VE ÖZGÜVEN DİYALEKTİĞİ: Toplumsal yaşamda güven ve özgüvenin önemi son derece önemlidir.İnsanlık tarihinde güven ve özgüvenin sağladığı başarılar anımsanmayacak kadar çoktur.Güven toplumları ve kişileri birbirine bağlayan temel yapı taşı olarak sağlıklı etkileşim ve iletişim sürecidir.Özgüven ise kişilerin; öz benlik yapısını değerler ve anlayışlar üzerine kurduğu dengenin kişilikte oturmasıdır.
Güvenin olduğu yerde özgüvenler gelişerek,olgunluk kazanır.Özgüvenin olduğu benlik sevgi,başarı ve mutluluğa daha yakındır.Güvenin her insan için önemli olan duygu ortamı olması,güvenin karşılıklı aranmasını sağlar.Güvenin olmadığı yada sağlanmadığı yerde,etkileşim ve iletişimde kopukluk yaşanmasına neden olacağından,değerler ve anlayışlarda da uyumsuzluk doğuracaktır.Güven ortamının oluşturula bilinmesi için ilk prensip sevgi ve saygı gibi insani değerlerin yanında dürüstlük ve mertlik gibi erdemlerinde zaman süreci içerisinde karşılıklı gelişime açık bulundurulmasıdır.
Metafizik aksiyonda güvene verilen isim sevgi tözüdür.Sevgi tözü, ontolojik (varlıkbilim) açıdan değerlendirilen ve yaşamın gerçek kaynağı olarak bilinen güven; varlıkları birbirine bağlayan sevgi temelidir.Güven temelli bir sevginin oluşabilmesi için, sevgi tözünün kişiler arası etkileşim sürecinde fonksiyonel mekanizmaya dönüşmesi gerekir.Tüm varlıklar sevgi tözüyle,ruhta yaşamayan ve yaşanması kısıtlanan varlık,ruhsal işleyişini yerine getiremeyeceğinden güvensizlik içerisinde özgüvenini yitirecek ve bu nedenle de ruhsal hastalıkların kaynağını oluşturacaktır.Güvensizlik duygusunun ruhta artması,davranışta kendini psikolojik bir vaka olarak kaygı,kişilik bozukluğu,fobi ve depresif hastalıklara temel olacaktır.
Kişiler arası ilişki boyutunda yakınılan konuların başında gelir güven konusu.Güvenin olmadığı yerde elbet gerçek sevgiden bahsedilemez.Güven duygusunun geliştiği ortamlarda paylaşım ve birliktelikler önem kazanarak güzel arkadaşlıklar doğar.Güven sevginin ve eşitliğin temelini oluşturur her yerde ve her mekanda.Güvensiz yaşanılmaz bu dünyada.Güven duygusu çocukluktan aşılanarak gelişir insanlarda.Güven vermek kadar güvenebilmekte önemlidir,duygusal ve mantıksal yaşamda.İnsanda aranan en önemli unsurdur güven.İlişkilerde bir sefer güvenini kaybedenler bunun acısını defalarca yaşamıştır yalnızlıklarında.
Günümüz toplumunun en önemli sorunudur güvensizlik.İş yaşamından tutun,hemen hemen hayatın tüm kesitinde güvensizlik yatar insanın duygularında.Kalabalık şehirlerde güvensizlik duygusu daha ağır basar insanın iç yapısına.Güvenebilmek için bazı insanlar ya denemeye tabi tutar yada zamanla güveni yakalamaya çalışır o insanda.Aralarında duygusal ilişki yaşayan insanlar,güvenlerinin yıkılmasına dayanamayıp, ruhsal duygunluk ve hüzünlere kapılırlar. Evet ilk amaç güvendir.Ne güzel söylemiştir Sokrates sevmektense,güvenmek isterim insana sevgi biter belki ama güven bitmez bir anlamda.Zaten insana en çok acı verende değilmidir; güvendiği insandan darbe yemek.Evliliklerde güven çok önemlidir.Birbirine güvenen eşler her şeylerini alnı ak başı dik misali paylaşırlar hayatı.Ya güvensizlik içinde yürütülen evliliklere ne demeli? Bir zindan içerisinde azap yaşanır belki kimseye belli etmeden.
Özgüven sahibi olmak için insanın kendisiyle fiziksel ve ruhsal olarak sevmesi gerekir.Özgüven sahibi olan insanlara taş atan ve onları kıskanan insanlar türemiştir herzaman.En büyük başarılar özgüvenden doğar.Ne olursa olsun bu hayat yaşamaya değer unutmayın güvensiz kalınsada!!!İSTER YALNIZ YAŞAYIN İSTERSE GÜVENECEK İNSAN BULMAKTA ZORLANIN.AMA UNUTMAYIN Kİ!GÜVENİLECEK İNSAN ELBET VARDIR BİR YERLERDE.UZLET VUSLATI ARATSADA.BİLİNSİN Kİ!HİÇ BİR İNSAN YALNIZ DEĞİLDİR ASLINDA.TEK YALNIZ OLAN YARATANDIR HER MEKANDA....
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ
ESTETİK AMELİYAT:
İnsan bedeni yaratılışta belli güzelliklere ve kusurlara vakidir.İnsan bedenindeki bu özellikler yaratan tarafından bilinçli olarak(külli kader) tasarlanıp,şekillendirilmiş ve biçimlendirilerek ruha elbise mahiyetinde giydirilmiştir.Hal böyle iken, kendine yarar getiren bu kusurları örtmek veya yenilemek için ameliyat masasına yatan binlerce hatta milyonlarca insan vardır.
Çağımızda hızla ilerleyen teknolojik ve teknik ilerlemeler,tıp biliminin de gelişmesine olanak tanımaktadır.Tıp bilimi estetik cerrahi ve estetik bakım gibi çeşitli unsurlar ile piyasaya yeni hizmetler sunarak çalışmalarını devam ederken.Estetiğe giren deri,cilt ve vücut fonksiyonlarında değişim ve yenileme sağlayan bu tür hizmetlerin önü alınamaz derecede ilerleme göstermesi insanların geçici dünyayı ne kadar da ciddiye aldıklarını göstermektedir.Burun,yüz, deri,göğüs,kalça,dudak vb gibi mahzun ve orjinal vücudun belirli bölgelerini değiştirip,yenileyerek kendilerini sırf güzel görüneyim diye yenilik oluşturanlar acaba bunları biliyorlar mı?Kimsenin özel yaşamına müdahale etmeden,estetik konusuyla ilgili Metafizik Uzmanlığımıza bu konularla ilgili gelen kişiler ve yüzlerce yollanan e-mailleri cevaplamak amacıyla bu yazımızı sitemizde yayınlıyoruz.
Metafizik disiplin sistematiği içerisine giren ruh bilimi (spiritüalizm)açısından hem de din bilimi (teoloji) konusuyla ilişkilendirerek Estetik olgusunu; açıklamaktadır.Metafizik uzmanlığı olarak amacımız kesinlikle,kimsenin özel yaşamına müdahale etmek veya etki oluşturmak değildir.Sadece metafizik uzmanlığı olarak bu konuyu doğa ötesi olgu ve olay örgüsü içerisinde prağmatik(faydacı) aksiyonları irdelemektir.Bizim amacımız vücudunun herhangi bir bölgesinde sağlık sorunu olup ta geçirdiği tıbbi müdahaleler ile estetik ameliyata maruz kalan insanlar değildir.Mesela burun kemiğinin doğuştan veya bir kaza nedeniyle nefes alamama sorunu veya kırılma nedeniyle oluşan sağlık problemlerini gidermek için ameliyat ile düzeltilmesi bunları estetik saymıyoruz.Bizim açıklayacağımız olay sırf bu dünyada güzel görünmek için çeşitli yerlerini değişime tabi tutanlara metafizik disipliniyle elde ettiğimiz incelemeleri sunmak olacaktır.
Estetik ameliyat,botoks,kimyevi ilaçlar,silikon,lazer gibi tüm uygulamalar estetiğe girmektedir.Estetik ameliyatlara giren estetisyenler veya doktorlarda bunu bilmelidirler ki,etiksel oluşumlar sadece karşımızdaki insanın kendi istemiyle oluşmamaktadır.Dini ve kültürel yapılarda etiksel olgulara yön verir.Estetik unsurlarıyla çalışan tüm yerler maddi kazançların yanında acaba manevi kazançta kazanıyor mudur?Bunu kendilerine sormayanlar bilsin ki!Bizim bildiklerimizi bilseydiniz bu işleri asla yapmazdınız.
1.Vücudunun herhangi bir yerini sadece kendini güzel gösterme veya zevk için yapan insanlar bu dünyada Nazara tabi olurlar.Bilimsel nazar kitabımızda bu olay açıklanmıştır.
2.Estetik ameliyata maruz kalan insanlarda parapsikolojik ve metapsişik güç ve enerjilerin negatif yönü birikerek işleri ters gider mesela;evlilik hayatları,iş yerinde bereketsizlik,çeşitli kazalar,çocuk düşürmeler ve çeşitli belalara maruz kalırlar.
3.Evrensel enerji gücü adı verilen pozitif enerjiler insan vücuduna giren gözeneklerden girememesi sonucunda insan vücudunda sorunlar ve hastalıklar oluşur.Vücutta milyonlarca gözenek vardır.Bu gözenekler estetiğe maruz kalan insanlarda kapanır.Mesela yüzünden estetik olan insanın yüz gözenekleri kaybolacağından Evrensel enerji,yüze giremediğinden dolayı vücudun enerji dengesinde bozulmalar meydana gelir.
4.Psikolojik açıdan rahatladığını sanan kişi,ruh fonksiyonunu bilemediğinden,sebepsiz sıkıntı ve strese maruz kalır..Estetik ameliyat yapan insanları gözlediğinizde onların yalnız kalamadıklarını göreceksiniz.Çünkü ruh enerjisi adı verdiğimiz (Aura) estetiğe maruz kalan yerde koyu sarı renk verir.Kirlian fotoğrafçılıkta yani ruh fotoğrafı çekilen aletle bu görülmüştür.
5.Doğal enerji(Bioenerji) Vücudun 7 yerinde sistematik olarak yer almaktadır.Estetiğe maruz kalan bölgenin bioenerji gözenekleri kapanır.Kapanan gözenekler o bölgede zamanla hasar oluşturacaktır.Bu konuda çok şikayetler vardır.
6.Bazı insanlara estetik tutmaz bunun sebebi,yaratılışta bazı parapsikolojik konulardır.Bazı insanlar estetik olma için yattıkları ameliyat masasında yaşamlarını yitirmişlerdir.
7.Miraç olayında peygamber efendimizin Berzah denilen yerde bazı insanların bazı yerlerini ve yüzlerini tırmaladıklarını görmüştür.Biz bu konuyu incelediğimizde önümüze çıkan sonuç hayret vericidir.
8.Dünyada ve ülkemizde estetik yapan insanlar dıştan hoş görünürler.Ama iç dünyalarına baktığında depresif eğilimlerin fazlalığı bioplazmatik etkenlerle devamlı negatiftirler.
Son olarak estetik konusunda şunları söylemekteyim,kendini güzel görmek istiyorsan KENDİNLE YANİ HEM RUHUNLA VE FİZİĞİNLE BARIŞIK OLMALISIN,BARIŞIK OLMAK DEMEK BİR YERLERİNİZİ DEĞİŞTİRMEK VEYA YENİLEMEK İÇİN DEĞİL,OLDUĞUN GİBİ OLMAK İÇİN VE OLDUĞUN GİBİ SEVMEN İÇİN.
ESTETİKLE İLGİLİ TÜM DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞABİLİRSİNİZ...
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ
ÖLÜM GERÇEĞİ: İnsan çiğnenmiş bir et parçası,bir dirhem kan pıhtısı ve balçıklı çamurdan ibarettir.İnsanın yaratılışı, su ve toprak gibi kendi özünde canlı iki fenomende saklıdır.
İlk insanın yaratılışı, yeryüzünde bulunan tüm toprak çeşidinin,kimyasal karışımının,zamansal birleşimidir.Bir insanın bedeni, her ne kadar güzel şekillendirilmiş ve biçimlendirilmiş ise de aslında beden tek başına bir et yığınından başka hiçbir şey değildir.Bedene can veren asıl öz, ruhtur.
Ruh, mahiyeti gaybta saklı, yaratanın şekillendirilmiş bir parçası olarak bedenden önce vardır.Ruh aleminde,hangi bedene, hangi ruhun giydirilmesi, yaratan tarafından belirlenmiştir. Her bir ruhun bedene girmesiyle başlayan hayat süreci, dünyada kişisel ve zincirlemeli kader olgusunun startını verir.
Ölüm ise, ruhun içinde bulunduğu bedenden ayrılması ve kopması anlamındadır.Ruh, Allahın şekillendirilmiş bir parçası olduğundan dolayı ölüm Allahın emrindedir.Ölüm anı geldiğinde ne bir an geri, ne bir an ileridir.
İnsan anatomisinde iki ruh ve bir beden vardır.Birinci ruh,gezici ruh olarak insanın yüz kısmındadır.İkinci ruh ise insan bedeninin beyin ve kalp kısmına bağlı kılınmış,durgun ruhtur.Gezici ruh uyku anında ve astral seyahat sırasında,insan bedeninden çıkar,dolaşır ve bedene geri dönüş yapar.Uyku anında bazı rüyaların görülmesi ve hatırlanması ayrıca gezici ruhun zaman boyutu içerisinde, yaşadığı olguları,insanın çeşitli objelerle anımsaması,(önceden ben bunu yaşamıştım)gezici ruh ile ilgilidir.Durgun ruh ise bedenden bağlı olarak asla hareket edemez.Durgun ruhu ölüm anında sadece ölüm meleği Azrail(dost) alabilir.Ruh mahiyet olarak yemez,içmez ve uyuyamaz,devamlı aktif halde olarak vardır.Ruhun enerji olarak aldığı sevgi,aşk ve zikirdir.
Ölüm, kader olgusunda çeşitli sebeplerle tüm canlılarda yaşanması gereken kural olarak vardır.Topraktan yaratılan, yine toprağa girmek zorundadır.Hayat devinimsel diyalektiğini bu şekilde sağlar.Olaya bilimsel olarak yaklaşım gösterirsek,topraktan ve sudan gelenler, yine toprak ve suyla beslenerek bu dünyada ölümü tadarlar.Tüm canlılar elbet ölümü tadacaktır.
Spiritüalist aksiyona göre ölüm sadece maddi dünyada yaşanan bir olgudur.Aslında ölümün evrenselliği yoktur.Ruh, can verici olarak asla ölmez ve öldürülemez.İlahi kitaplardaki sonsuz yaşam ruh ile ilgilidir.Maddi dünyada ruh bedenden ayrıldığı zaman,ölüm melekleri tarafından bir günü 50000 Bin gün olan 7 alemin birinci katında olan Berzah alemine çıkarılır.50000*365, ölüm meleği olan Azrail(dost) ruhu bedenden iki şekilde alır bir incitmeden, ikincisi inciterek.Berzah alemi; kıyamete kadar ölen ruhların bekletildiği ve büyük günahlarının cezalarının alındığı yerdir.Sadece intihar eden yani kendi canını,kendi alan insanların ruhları hemen alınarak berzah alemine çıkarılmaz.Ölen bedenleri,ruhları ile birlikte mezarda bekletilir.Taki ölüm zamanlarını yazılı lehvi mahfuzda belirene dek ölüm meleği Azrail(dost) tarafından ruhu mezardan alınır.Ruh 26-27 gramdır.Tüm ölen insanların bedenleri tartıldığında,intihar edenlerden farklı çıkar.Bu olayın ölçümü kirli an fotoğrafçılıkta da belirlenebilir.Ruh enerji Auralarda ölen insanın vücudundan boğuk sarı renk çıkar.
Reenkarnasyona ve enkarnasyon olguları belirli istisnalar ile vardır.Bedene giren ruh,yine berzah alemine taşınır ve o ruhların,berzah aleminden tekrar başka bir bedende yer alması yanlıştır.Bir ruhun berzahtan çıkması veya kaçması imkansızdır.Bir insanın ikinci kez aynı ırmaktan yıkanamayacağı gibi.Bir insanın ruhu ikinci kez mahşeri kalabalıkta sorgulanması hatadır..Dünyada reenkarnasyona inanan çok insan vardır.Kimisi doğuştan yabancı bir dili bildiğini savunur,kimi insan ise annesinin ve babasının farklı olduğuna inanır.Reenkarnasyona sadece şehitlik mertebesine erişenler için ve Allah'ın nasip ettiği kullar için olabilir fakat bu tür süreci yaşayan insanlar gerçeği insanlardan saklamak zorundadır.Çünkü bileninde ötesinde,bir bilen vardır.
Ölüm,ruhun bedenden bu maddi dünyada ayrılması olarak, ölüm sebepleri mutlak kader olgusuyla yazılı olan lehvi mahfuz da yazılıdır.Ölümün sebepleri çoktur.Trafik kazası,kalp durması,hastalık vb gibi ölüm sebepleri dünyada geçerlidir.Cinayet,ötenazi ve intihar asla hak değildir ve ruh aleminde veballeri büyüktür.Kimse kimsenin canını yada bu dünyada emaneten verilen canı alma hakkına kimse sahip değildir.(Bazı istisnalar hariç)Hayat ne olursa olsun,yaşamaya ve yaşatılmaya değerdir.
Metafizik boyuta göre mikro dünyada iki tür ölüm vardır.Bir gerçek ölüm dediğimiz,ruhun bedenden ayrılarak herkesin tadacağı ve hak edilen ölüm.İkinci ölüm ise, bu dünyada bir insanın sevdiği insanı veya malını mülkünü kaybettiği ölümdür.Bir insan ilk ölümü yaşayıp tattığında artık ikinci ölümden korkmaz.Bu aşk acısı,sevdiğini(eş,evlat,anne,baba,kardeş) kayıp veya bir anda malını-mülkünü kaybetmeler,insanın ilk ölümünde kazandığı olgunluğun meyvesidir.
Bir insan kaybettiği değerin sonradan farkına varacak kadar yalnız ve duygusal yada yanında olduğu değerin farkına varamayacak kadar asi ve bencildir.İyi insanların değeri ise kaybedildiği zaman daha çok bilinecek kadar asildir.Bugünün anlaşılmakta zorluk çekilen insanları yarın kaybedildiğinde biz bu değeri nasıl olurda kaybettik diye dert yanarak ağlamaları onlar için felaketi başlatacaktır.
Günümüzde iyi insanların yetişmesi ve üremesi o kadar kolay değildir.Bazı değerler vardır ki!Bazı değerlerden de daha da değerlidir.Toprağın altını yada dağın derinliklerini kazmadan altını bulamazsın deyimi bu konunun anlaşılması için mükemmeldir.Bu maddi dünyada yiğidi soğana muhtaç edenler, bir gün soğan tarlalarının ne kadar değerli olduğunu ve o soğan tarlasının içinde ne kadar güzel meyveler yetiştiğine de şahit olacaklardır.
Allahın isim sıfatlarından biri de El-alimdir.O bütün ilimlerin tek sahibi ve tek hükümdarıdır..Onun izni olmadan bir yaprak bile kımıldamaz.O'nun ilmi her şeyi kaplamıştır.O istediğine,istediği kadar veren ve alandır.
Allahın alim kulları vardır.Metafizik olguları ve yaşam kaynağını çeşitli gizemli ilimlerle algılar ve yorumlarlar.İnsanların yapamadıkları ve aciz kaldıkları olaylara karşı,kendilerinin gelişmiş güçleriyle çoğu imkansız olgu ve olayları başarabilirler.....
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.
|
|
|
|
|
|
|
RUHLAR DÜNYASI
Metafizik;doğa üstü olayları inceleyen bir bilgi olarak,disipliner ve sistematiktir.Metafizik disiplin içerisinde dört önemli bilgi sistemi akılları zorlamıştır.Ontoloji(varlıkbilim),kozmoloji(uzaybilim),teoloji(tanrıbilim),spiritüalizm(ruhbilim).Metafizik, felsefenin temelini oluşturmuş ve ilk metafizik kuramı sokratesle başlar.Sokrates ironi (alaylama) ve maiotik (düşünce doğurtma) yöntemleriyle metafiziğin temelini atmıştır.Metafizik sokratesin öğrencisi olan platonla gelişim sürecine girmiş,platonun idea dünyası olarak adlandırdığı bilgi sistemiyle,yaşamın tüm alanlarına felsefi bakış açısı oluşturmuştur.Platon daha çok din,varlık,sanat ve politika üzerine metafizik kuramlarını düzenlemiştir.Platonun sanat ve varlık ideaları henüz daha tam olarak çözülmüş değildir.Platonun ;sanatın tarihi yoktur;ve;sanat sadece bir doğa aktarımıdır; sözleri sanatın evrensel olduğu ve tanrı;nın yaratıcılık özelliğini insanların doğa üzerinde taklit etmesi olarak adlandırıldığı anlamını öne sürmüş ve zamanında bu konular üzerinde eleştirisel (kritisizm) ekolünün başlangıcını oluşturmuştur.Platon varlık felsefesini de Yaratılan her şeyin Allah;ın felsefesi olduğunu dile getirip örneklemelerle,idealarının doğrulunu kanıtlama çalışmaya gitmesi felsefenin ana ilkelerinden epistemolojik (bilim felsefesi) yapıya itmiştir.Eğer ölüm ve evlilik önceden Tanrı tarafından belirlenmişse,bu değişmez olayların insanları etkilediğini ve insanların bağımsız bir yaşama sahip olmadığını aktarmıştır.Bir insan delice aşık olduğu birine kadersel sebeplerle kavuşamazsa o insanın ruhsal acı çekmesi gerekir.Acı çeken ruh sevdasını aradığı insana kavuşamamasından dolayı verememekte yani ruhsal haz alamadığından, sevgisini başka bir varlığa açması yolu açıldığı kaderci yaklaşıma girmesi demek olduğunu aktarmıştır.
1.TANRI SEVGİSİ:Bir insan sevdiği insana kavuşamadığında sevgisini başkasına vermekten çekinerek yada sevgisine o insandan başkasının layık olmayacağını düşünerek sevgisini sadece yaratana vermeyi düşünür.Çünkü onun büyük sevgisine tanrıdan başka kaldırabilecek varlığın olmadığına inanır.
2.KADERE BOYUN EYME:İnsan sevdiğine kaderin çeşitli oyunlarıyla yani kadere sebepsizliği yüzünden sevdiğine kavuşamaz,sevdiğine kavuşamayan insanların ruhunda derin bir yara açılır.Bu yaranın kapanması zor olmakla birlikte,baskı yada kendi iç dünyasında mantıksal imgelerini başka bir insanın üzerinde yoğunlaştırmaya çalışır.Bireysel çaba ve çatışmalardan sonra sevmediği yani ilk başta haz duyamadığı bir insanla birleşerek onunla alışkanlık evliliği yapar.Ama ruhundaki yara kapanmaz.Ruhundaki yara sadece zamanla kabuk bağlar ama bu hep onun bilinçaltını zorlar.Bu durumu yaşayan insanları gördükçe duyguları depreşerek bu yara ölümüne kadar sürer.
3.ÇEŞİTLİ VARLIKLARI SEVME:İnsan sevdiğine kavuşamadığında yada en çok sevdiği insanlardan aldatılma veya ihanet gördüğü zaman kadersel genelleme yoluna giderek,çevresinde bulunan hayvanlara aşık olur,onlara dost olma yoluna girer.Evlerinde kedi,köpek veya çeşitli hayvanlara sevgileriyle kucak açarlar.
4.DOĞAYA AŞIK OLMA:Doğa yaratanın sadece bir eseridir.Doğaya aşık olan yaratana da aşık olduğunu anlar.Doğa tanrının sadece bir yansımasıdır.Yaratanı mantıkla aramayı sevenler,doğadaki ağaçlara,çiçeklere, denizlere,manzaralara,bitkilere,böceklere kısaca doğayı oluşturan tüm fenomenlere aşık olurlar.
5.EVRENSEL SEVGİ:Evrensel sevgi tüm doğayı,tüm insanları tüm görülen ve görülmeyen her şeyi seven insanlar,evrensel sevgi yoluna girmişlerdir.Evrensel sevenler aşklarını ve sevgilerini paylaşımcı olarak dağıtmayı severler.Paylaşımcı olduklarından dünya sorunlarına daha eğilimlidirler.
Platon varlık sevgisini platonik aşk kurgulamasını aktarmıştır.Ama platonun idea dünyasında yer alan en önemli felsefi aşkı ruhun yaratana olan ilahi sevgisi olduğunu açıklamaktan da uzak kalmamıştır.Hiç bir insanın tanrı sevgisinden mahrum kalmadığını belirtmiştir.Ruhun bir öz olduğunu idea dünyasında geniş yer vermiştir.Ruhun yaratanın emrinde olduğunu ve kaderin bu yüzden devam ettiğini belirtir.Ruhun öz olarak TANRI YA bağımlı olduğunu aktarmak ister.
Platon insanların yaratılmadan önce Yaratan tarafından ruhların ortak özelliklerine göre ruhları tanıştırmış bir şekilde kader çizgilerini belirlediğini savunur.Maddi dünyada ki bu tanışıklık daha sonra ruhların birbirini çekimi(manyetizma) etkisiyle kaynaşmalarının oluştuğunu açıklamaya çalışır.Evliliğinde,ölüm gibi külli kaderde yer aldığını belirtir.Platonun bir sözü kafaları karıştırmaktadır."Eşi çirkin olan,filozof olur"."Tabi buradan şu anlaşılmaktadır.Platon fiziksel güzellikten bahsetmemektedir.Duygu ve düş güzelliğinden bu kanıya vardığı açığa çıkmaktadır.O zaman şu soru felsefede tartışılır.İnsanlar sevmeden de evlenebilir mi?Bu soruya felsefi yanıtlar bulmaya çalışan platon;açıklamalarında herkes severek evlenmez sonuçuna ulaşır fakat sevmeyen insanların ruh dünyalarında devamlı bir aşk kurgusu yattığını ifade etmekten uzak kalmaz.Aşk kurgusu bazen alışkanlıklarda eridiğini bazen de aşk kurgusunun baskın çıktığı zamanlarda ihanet ve aldatmaların gizliden veya açıktan yapıldığı kanısına varır.
Platonun aşk kavramını da değindiği ortaya çıkmaktadır.Aşkın erişilenemeyene olan hasret olarak acının insan ruhunda büyümesi anlamında değer kazandığı açıklamasını yapıp,aşkın özlem duyulanın olmadığı zaman onu hissetmek olduğunu belirtir.Aşkın ve sevginin hayatın anlamı olduğunu ve bu iki ideanın insanda körelmesi sonucunda mutsuzluk ve heyecan duygularının öldüğünden bahseder.
Platonun varlık öğretisinde pragmatik aksiyonlardan da bahsetmek yerinde olur.Ruhun bir fenomen olması özünün de fenomenden öte kozmik bir varlık olmasını ortaya çıkarmıştır.Pragmatik aksiyonlar somut gerçeklikleri fenomenden şekillendirse bile asıl o işin varlık üzerinde yaptığı etkileşimle ilgilenmesi söz konusudur.Aşk ideası aslında platona göre herkesin yaşaması gereken diyalekten öte devinimini yenilemekten uzak kalan periyodik bir hastalık anlamına gelmektedir.Ruh sadece etkilendiği yani magnetik bir etkileşimle aşkı yaşamaktadır.Yada ideaların başı ve sonu yoktur.
Platonun idealarını derinleştirdiğimizde.Sanat ideasını gerçekleştirmekten ve kurgulamasından kendini uzak tuttuğu görülür.Platon sanatın sadece doğanın bir yansıması olduğundan bahseder.Sanatsal faaliyetlerde bulunan insanların,ruha sömürücü etkide bulunduğunu söylemekten de uzak kalmaz.Sanatsal faaliyet olarak görülen resim,müzik,edebiyat ve heykeltıraş vb gibi olguların kendi devinimlerinde insanların ruhunu sömürdüğünden bahseder.Sanatın tarihi yoktur,deyiminide bu açıklamalarından sonra temellendirmiştir.Platon sanatın düşmanı yada karşıtı değildir.Ama tarihi ve öğretisi olmayan olguların insan ruhunu etkilemesinden rahatsızlık duymuştur.Yaratmak sadece Yaratana ait olduğu için,insanların sadece var olanı işleyebileceklerinden sanatsal ürünler çıkardıklarını vurgular.Yalnız bunun ismini yaratmak koymaz,platon buna varolandan üretme yada taklitçilik deyimi kullanır.
Platon metafizik aksiyondaki kozmolojinin bugünün en değerli bilimi olmasında büyük katkıları vardır.Platon sadece bir evrenden bahsetmez,platona göre sadece bu evren olsaydı yaratılış meydana gelmezdi? Açıklaması üzerinde yaptığımız çalışmalar sonucunda evrende 7 evren olduğu sonucuna varıyoruz.Deprem ışınları ve kıyamet kitabımızda bu konulara geniş yerler verdik.Fakat çağın bilim ve tekniğinin bu tür bilgilere ulaşamaması yüzünden bu konular çok tartışılacağı görülecektir.Bazı akademisyenler öğretilerinin değişmez olduğu kanısında olsalar bile aslen bu öğretiler çağın bilim ve tekniğinin gerisinde kalmıştır.Metafizik sistematiğinde sadece Astrofizik değil Nükleer Astro fizik ve Rölativasyon Astro fizik'te yer alır.Bu konular ile çalışmalarımız sürmektedir.Evrende devamlı yer değiştiren KARA DELİK ve zaman değişkenleri olan TAKYONLAR ile diğer ALEMLERİN kapısı olarak bilmekteyiz.BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNİN nasıl işlev kazandığını ve neden varolduğu çalışmalarımızda belirlenmiştir.Evrensel çekim kuvvetinin varlığı yüzünden Tüm uzay sistemlerinin devinim aşamalarının varlığı ve zamansal süreci.Uzaydan dünyaya doğru gelen KOZMİK IŞINLARIN görevi.Güneş fırtınalarının elektro manyetik alanı ve şimdilik açıklayamayacağımız bilgiler ile bilimsel kuramlar ile çalışmalarımız sürmektedir.
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ
Cesaret:
Cesaret aslında anlatılmaz,yaşanır.Cesaret akıl ve zekanın bir arada bilinçli şekilde doğru zamanda kullanılması anlamına gelir.Cesaret eski zamanlardan günümüze kadar gelmeyi başaran halk masalları ve destanlara konu edilen kahramansı olaylar ve anlatımların edebi serüvenleridir.
Cesaret soyut kavram yapısıyla herkeste gözlemlenerek,inanılacak seviye farkının ölçüsel durumunun akıl ve yüreksel yanı olarak da ifade edilebilinir.Cesaret doğuştan kazanılacak bir kavram olduğu gibi sonradan da kazanılabilinecek bir olgu manasındadır.Cesaret bir şeye körükörüne atılmak ve gücünün tümünü kullanmak manasında değildir.Cesaret modern anlamda aklın ve yüreğin doğru zamanda gerektiği gibi kullanma durumudur.Ya da diğer bir anlatımla cesaret olgu ve olaylara karşı insan ruhunun gösterdiği tepki mahiyetidir.
Cesaretli insan her yerde barınak bulur.Cesaretin ruhta gerçek öz olarak taşınmasının kazanımları vardır.Bu kazanımlar erdem,hikmet ve adil olmakla işlevsel hale gelir.Cesaret sahibi insanın en önemli özelliği eşitlik prensibi temel hak ve hukuk içerisinde adelet duygusuyla yaşatması ve yaşatmaya çalışmasıdır.
En büyük cesaret başkasının haklarını gözeterek, saygı ve sevgiyi yüreksel yaşayan,haksızlıklara boyun eğmeyerek , dürüst ve seviyeli insanların ruhlarında vardır.
Adil olmayan insandan cesaret beklenmez.Cesaret,asilliğin kalkanı ve özüdür.
Sevgi ve aşk gibi duygular cesaretle birleştikçe gerçeklik payını doyasıya yaşar.Korkak ve ürperen sevgi ve aşklar yaşanamaz ve barınamaz kalplerde.Cesaretle seven insan herşeyi uğruna feda etmeyi bilir.İşte metafizik bu bağlamda aşkı tanır.Yada diğer aşkları tanımaz.Aşk asla ve asla korkarak,kaçarak,saklanarak ve ağlayarak yaşanmaz.En büyük aşk Allah aşkıdır,bunu yaşayan bilir.
Metafizik cesaret işidir.İnsanlar bilinmeyenden korkar,çekinir.Metafizik uzmanlığı ise bilinmeyenle uğraşarak çözmeye çalışır.Gözler ile görülen veya görülmeyen kalplerle hissedilen veya hissedilmeyen,dillerde konuşulan veya konuşulmayan tüm fenomenler metafizikte yer alır.Bu yüzden metafizik korkakların yaşam doğasına aykırıdır.Metafizik aksiyon cesaretle yaklaşır konulara.Gerçek hayatta yaşanan o kadar gizemli ve çözümlenmesi diğer bilimler tarafından yapılamayan olgulara büyük bir yüreklilik ve azimle gider.Cesaret sahibi insanlara cesaret nedir? sorusu sorulamaz.Cesaret sahibi insan gücüyle başkasının hakkını gasp eden değildir.Yada arkasına onlarca kişi alarak ahkam kesmekte değildir.Cesaretli insan hakkı hak bilen.Allahın adaletini bu dünya da yaşatmasına yardım edenlerdir.Büyük balık,küçük balığı yer.Ama bazı durumlarda da küçük balığın,büyük balıklara hakkını aramak için başkaldırması gerçek CESARETİN temsilidir.Cesaret asla dayatmacı zihniyetle,korkutma politikayla karşısındakini sindirmek değildir.Cesaret merhamet ve ilim sahibinindir.Bir insanın cesaretli olup olmadığını anlamak istiyorsanız onun gözlerinin içindeki o keskin manaya bakın.
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.
ÖZLEM:İnsanı hayata bağlayan değerlerden biride özlem duygusudur.Özlem;imkansız olsa da bekleyeni ve bekleneni düşlemek, ona yetişmek ve kavuşmak istemidir.
Özlem,insanı derinden düşündüren ideal bir fonemendir.Bu fenomen sevgiyle eşdeğerdir.Sevgiyle gelişir,sevgiyle birleşir ve sevgiyle sevişir.Özlem sevginin evrensel başkaldırısıdır.
İnsan özlem duydukça sevdiğinin farkına varır.Özlem, arayışın ve aranışın hissel ve sezgisel duyumuyla içgüdüseldir.Ütopik kurgular ve platonik sevdalar özlemi düşüncede imgelerse, o zaman da özlem, hasret ile çelişir.Hasret bireyselliğin,obje'de kişisel çekim etkisinin yansıması olarak görülür.Özlem ise obje'de kişisel çekim etkisinin tam tersidir, yani kollektif ve evrenseldir.Bu değerler felsefenin idealist ve materyalist görüşlerini diyalektikte birleştirir.Düşünce insandan doğar yada insan düşünceden doğar tez ve antitezi pratikte diyalektik ruh sentezini meydana getirir.Metafizik aksiyomda özlem ve hasreti spiritüalist bir bakış açısıyla inceler.
Konseptualizm ve konjöktörizm de özlem ve hasret gibi idealist kavramlar soyut bir görünümde işlevsellik kazanır.Edebiyat ve şiir dilinde özlem ve hasret sanatçı kişilikte evrensel veya bireysel özdeğer kazanır.Doğa özlemi,insan sevgisi,aşk ve sevgi özlemi,herhangi birinin hasreti vb gibi.Temalar edebiyat diliyle zenginleşir.
Kişisel ve evrensel özlem ve hasret duyguları sosyal yaşamda çeşitli kesitlerde yaşanarak gelişir.Uzaktaki sevgiliye duyulan hasret,anne'ye duyulan özlem.Değişik ve karamsar duygularla birlikte, zaman boyutunda da özlem ve hasret devamlı devinim gösterir.
Özlem ve hasretin bir başka boyutuda geçmişe duyulan sevgidir.Anılar ve nostaljik hatıralar, zihinde anımsanarak ve yürekte depreşerek kendini hissettirir.
Geçmişin güzel ve iyi anılarıyla yaşayan insanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.Umut sadece gelecekte değildir.Bazı umutlar vardır ki!Geçmişte saklıdır.Umut varsa bir yerlerde o umut başka umutlarıda doğuracaktır.
Metafizik uzmanı Gökhan Hani.
UYUTULAN RUHLAR:Yeni dünya düzeni adı verilen küreselleşme hızla ilerleme gösterirken,beraberinde sosyal,kültürel ve ekonomik sorunların oluşumuna da katkı sağlıyor.Küreselleşme olgusunu başlatan ülkeler ekonomik ilerlemelerinin yanında bilgi ve teknik üreterek enformasyonel gelişimlerini sağlarken küreselleşmeye ayak uydurmaya çalışan ülkeler ise, küreselleşen dünya modelinin kıyısı ve köşesindeki artıkları toplayarak sözde bilgi toplumu olma yolunda taklitçi zihniyetle faraziler kuruyor.Toplumu oluşturan bireysel yapılanmanın,küreselleşen toplum modelinin açık pazara sunduğu entegrasyon bileşkelerinden pay alıp,küreselleşme yolunda bende varım anlayışının temelinde ütopik kurgulama metodolojisi yatıyor.Küreselleşmeye çalışan ülkeler,kendi coğrafyasındaki milliyetçilik edalarına sarılarak ekonomik,sosyal,siyasal ve hukuksal boşluklarını,küreselleşen dünya modeline ayak uydurmakla kaldıracağını sanması kendi kendini kandırma paradoksundan başka hiçbir etki oluşturmuyor.
Metafiziğin kendi disiplini içerisindeki aksiyonlarla küreselleşmeye çalışan ülkenin sosyal ve kültürel yapılarını ele alması kaçınılmaz kılıyor.Ülke halkının ruhsal yönden dejenere edilerek nasıl uyutulduğunu ve uyutulmayı hangi kurumların veya kişilerin sağladığını açıklamakla metafizik kendini yükümlü buluyor.Küreselleşmeye çalışan ulusların en güçlü bürokrasi ağını oluşturan Medya bu uyutma seanslarını programlarıyla nasıl gerçekleştirdiklerini deşifre etmek en azından ruh sağlığı üzerinde insanları bilinçlendirmek adına katkı sağlayacağı inancındayız.
1.Medyanın misyonunu açıklamadan, halka sunduğu toplum etiğine aykırı ve eğitimsiz şarkıcı ve mankenlerin sunduğu programlar insan ruh sağlığının temel yapısını bozuyor. Bilinçsiz olarak etkilenen ruh,depresyon ve bunalım kompleksleri yaşıyor.
2.Medyada müzik kanallarında,birkaç sözü bir araya getirerek müzik yaptığını sanan ve kendilerine sanatçı denilmesini isteyen şahsiyetlerin oluşturduğu müzik saçmalıkları artık insan ruhu üzerinde bıkkınlık oluşturacak kadar basitleşmeye yüz tuttuğu görülüyor.Müzik ruhun gıdası olmaktan çıkıp,insanı bir halden başka bir hale sokan ikilemler meydana getiriyor.
3.Medyada bazı müzik patronlarının anlaşmalı olarak bazı yeteneksiz ve eğitimsiz kişilerin fiziksel yönünden yararlanıp,karga seslerine demo vererek insan karşısına sunması,şarkıcılığın ekonomik kaygıdan başka bir şey olmadığı anlamına geliyor.Bu tür olgularla genç kızların gelişme aşamasındaki ruh yapısı bozuk,düzensiz bir sistemin içerisine girmesine neden oluyor.
4.Konser veren şarkıcıların aşk ve sevgi gibi ruh fonksiyonunu harekete geçirici kavramlarla müzik yapması ve bu müzikten etkilenen daha çok 10-25 yaş arası kız çocuklarının duygusallığa sürükleyip,konserlerde bağırmaları,çığlıklar atmaları kültürel gelişmelerin psikolojik yansımasının aksaklığını ortaya çıkarıyor.
5.Medyada haber kanalların veya haber saatlerinde çok önemliymiş gibi magazinsel şahsiyetleri aktarmaları,bunları gören magazin insanlarının kendilerini saygın ve çok önemli hissetmelerini sağlıyor.Bu pozisyonlarını gören birçok şarkıcı,oyuncu ve manken kişilikler siyaset programlarına kadar çıkabiliyor.Hatta bazılara siyasete soyunuyor ve bu ülke halkını uyutuyor.Psiko-sosyal dengesini yitirilmesine neden olan bu tür gelişmeler,temelde siyasetle ilgilenen kişilerin küstürülmesine neden oluyor.
6.Estetikle,orasını burasını değiştiren veya nonoş diye isimlendirilen bozuk şahsiyetlerin medyada bazı programları sunması bu halkın kültürel yapısıyla nasıl oynandığının göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.
7.Fiziksel güzelliklerinin olması yanında retorik,diksiyon ve filolojik eğitim olmayan, konuşması ve ses tonu bozuk insanların haber programları sunması,bu konuda eğitim alan insanları,bu işten soğutmaya itiyor.
8.Televizyonlarda yayınlanan dizilerin insan sosyal yaşamını ve ruh dengesini bozukluğunu da beraberinde getiriyor.Oyunculuğu olmayan kişilerin basit kurgusal diziler yapması ve bu dizilerin reklamlarla abartılarak insanlara sunulması bunun sonucunda da fazla hayal kuran ruhun gerçek yaşamdan uzaklaştığı görülüyor.Şarkıcı,manken kişiliklerin oyunculuk yaparak ben sanatçıyım deyimi sanatın bu ülkede kalkınmadığını gösteriyor.
8.Tartışma programlarında reyting sağlama amacıyla bazı kişilerin komplo teorisi,kıyamet senaryosu,kuranı kerim şifresi,kehanet yapma programları gibi kurgularla insanların sosyal yaşam döngüsünde çatışmalar oluşmasını sağlıyor.
9.Kadın programlarında genç veya yaşlı insanları evlendirme yanlışlıkları yapılmasının yanında yarışmalarla pop star,pop vs. arayışına ve yarışına sokuluyor.Bu tür programları yapanlar sadece kendi kişiliklerini ortaya çıkarmak için yapıyor.Yada pop starlık kavramının kökenini ve nerede doğduğunu araştırarak bu konuyu değerlendirmeleri gerekiyor.
10.Kadın programlarını sunan bazı kişilerin öznel yargılarını kullanarak,halkın kültürel ve sosyal dengesinin bozulmasına etken oluyor.Medyum,büyücü,cinci veya astrolojiyle uğraşan insanları programlara çıkartılarak insanların gelecek yönünde bazı uydurma ve kurnazca laflarla insanlar ruhsal yönden kandırılıyor.
11.Futbol abartısıyla insanlar uyutuluyor.Başarıda çığlıklar,başarısızlıkta ise çok aşırı yermelerle insanların ruhsal dengesiyle oynanıyor.
12.Televizyonlarda yayınlanan programlarda konuyla alakası olmayan kişiler katılması o konuda uzman olan insanları mesleklerinden soğutuyor.
İnsanların içinde bulunduğu ruhsal yapısının sebepleri uzmanlar tarafından tam olarak bilinmemesinin nedenleri arasında "uyutulma"yatıyor.Depresyon,panik atak,kişilik bozukluklarının temel nedenlerinden biridir.UYUTULMA....
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ
|
|