|
Onur ve Siyaset
ONUR:İnsanı,insan yapan en büyük değer;Onurdur.Onur;estetik ve etik değerlerin evrensel bütünlüğünde insana ve insanca yaşama yakışacak eylem ve davranışların topyekün temsilidir.Bu onur temsil gücünü,varlıkların yaratıcısı olan,bütün alemlerin tek sahibi ve tek hükümdarı rahman ve rahim olan Allahın ilahi kudretinden alır.O'nun ilahi kuvveti bütün alemleri sararak; canlı cansız, görülen veya görülmeyen tüm varlıkları kapsar."Bütün canlı ve cansız varlıklar,Allahı zikreder."
Onurun insana verilen en büyük ilahi kudret olması,ruhun yaratanın bir parçası olduğunu kanıtlar.İnsan ancak onurunu,şerefini ve haysiyetini kaybetmeden ve kişilikte ruhunu kirletmeden insan olduğunun farkına varır.Onurun bu kadar değerli bir öz(fenomen)olması;Bütün canlı varlıkların en üstünü olarak yaratılan; düşünce sahibi insanın ruh kudretiyle açıklanabilir.Ya da onurun açıklanabilir başka hiçbir izahı yoktur.
İnsanların;sınırları belirlenmiş topraklar üzerinde aynı amaç ,fikir ve inançlar bütünlüğünde bir araya gelerek kurdukları egemen ve bağımsız topluluklara devlet denir.Her devletin bağımsızlık ve özgürlük yapısını temsil eden bayraklar mavcuttur.Devletlerin onur temsilide gökte dalgalanan bayraklarıdır.Devletler birbirlerini onur sembolü olan bayraklarıyla tanır.Çünkü o bayraklar vatanı,toprağı ve namusu için tarihsel süreçler içerisinde kanı dökülen milyonlarca insanın şeref ve onur temsilidir.
Onurun insana ve insanlığa verdiği en büyük değerlerden biri de eşit yaşama ve yaşatma hakkıdır.Irk,din,dil ve mezhep farkı gözetmeksizin insanı,insan olduğu için sevmenin ve saymanın en büyük nimeti onurdur.Toplumların bir arada eşit ve kardeşçe yaşaması onların onursal gücü ve anlayışından gelir.Erdem ve hikmet dolu insan, onursal gücü ile yaşama sıkı sıkıya sarılarak üretici ve birleştirici konumda kendini bulur.Onursal güç insanda duruş,bakış ve haraket eylemleriyle,kişilikte mizaç ve karekterde gelişir.Fikir ve düşüncelerin serbestçe konuşulduğu ve tartışıldığı tüm platfromlar yaşanılan ülkenin, demokratik ufkunun genişliğini yansıtır.Düşüncelerin serbestçe konuşulduğu ve özgürce tartışıldığı toplumlar ancak onursal başarıyı bütünsel olarak sağlar.
Kişilikteki onur kavramı,bireysel yaşamda da kendini deşifre eder.Onurluca yaşamak,her insanın amaç edindiği ortak fikirdir.Toplum içerisinde yavaş yavaş yalnızlaşan insan,gelecek kaygılarının bulunduğu ülkeler de onursal gücünü kaybetmeye her an hazırdır.Hırsızlık,fuhuş,kumar ve cinayet vb gibi.Etiksel olmayan vasıfların artış göstermesi ekonomik istikrarın düzensizliğini ve eğitim anlayışının çarpıklıklarından gelir.Bir ülkenin gelişmesinde en önemli sırayı alan yapılardan biri ekonomi diğeri ise eğitimdir.Bu iki yapıda da bozukluk varsa,yaşanılan ülke de onurunu kaybeden daha nice insanlar olacaktır.
Metafizik aksiyonda ise insanın onur temsili kader'dir.Metafizik kendi sahasında iki tür kader olgusunu işler.Birincisi Mutlak kader ikincisi ise Kısmi kader'dir.Mutlak kader doğum,ölüm,şans ve kısmet gibi insandan bağımsız olaylar ile kısaca açıklanır.Kısmi kader ise;İnsan iradesiyle meydana gelen olayları konu alır.(Teoloji)
Metafizik'te kadersel olguların motifsel açılımını metapsişik yapılar sağlar.Metapsişik yapılarda kader ile onur arasında kovalent bir bağ ve bulanık bir mantık sembol çıkarımı mevcuttur.
Metafizik aksiyonu düşündüren en karmaşık ve en geniş konu,kader'dir.Kader ağlarının doğrudan değil de olgusal veya zincirlemeli sebeplerle birbirini örmesi, işleyicinin mükemmelliğini gösterdiği gibi karmaşıklığınında metafizik fenomende,fatalist(alın yazıcı)anlayışı doğurur.Kaderi mutlak anlamda ne vahiy gelen peygamberler ne de akıl ve zeka esinleriyle düşünen filozoflar çözebilmiştir.Kaderin çözülmezlik anlayışının nedeni metafizik anlamda,yaratanın iradesiyle belirlediği olayların zaman ve mekan boyutunun olmamasındandır.Halbuki biz yaratılan insanlar için zaman ve mekan boyutu çok önemli bir işleyiştir.Kaderin yaratanın levh-i mahfuz'unda yani gaybında saklı tutmasının deterministik(neden-sonuç),rölatif(göreli) ve parağmatik(yararcı) felsefi aksiyomlardaki binlerce nedeni vardır.
Yaratan,bazı seçkin kullarına kehanet,fal ve astroloji gibi haram kıldığı araçlar dışında (el batın)sıfatının tecellisi olan gizli ve açık olan herşeyi bilen manasını,yarattığı kulunun Ruh Geni'ne yükleyerek bazı şeyleri görme yetisi verebilir.Parapsikoloji sahasında bu konuları inceleme altına aldığımız bilinmelidir.Bu olgu kesinlikle 6.his veya duyu görü yatileri değildir.Çünkü iyi kötü herkeste bu yetenekler vardır.Bizim bahsettiğimiz mevzu daha farklı ve daha geniş bir mevzu içerisindedir.Bu konuları yeri geldiği zaman bilimsel platfromlarda açıklayacağız.
Metafiziği,temel felsefeden ayıran en büyük özellik,felsefenin evren ve dünya anlayışlarını akıl ve zeka yoluyla bulma uğraşında olması;Metafiziğin ise evreni ve evren dışı olguların işleyişini yalnız akıl ve zeka yoluyla değil,disipliner ve sistematik yapısıyla da,yaratanın evren ve evren dışı felsefesini anlayamaya çalışmasıdır.Bu bağlamda metafizik,temel felsefenin hem özü hem de ilham kaynağıdır.Günümüzde ise ilahiyat bilimi,üniversitelerde metafizik konularının sadece teolojik konusunu işlemektedir.Halbuki teoloji(dinbilim) sadece metafizik konularından olan ontolojinin sadece bir alt dalıdır.Yazılı ve görsel basında düzenlenen röpotajlar ya da proğramlar da, metafizik konularının ilahiyatçılar tarafından konuşulup,tartışılması doğru değildir.
Türkiyede metafiziğin sadece felsefe,felsefe grubu öğretmenlikleri ve ilahiyat fakültelerinde dört yıl boyunca 20 saati geçmeyen ders saatlerinde verilmesi,metafizik uzmanlığının gelişmesine olanak tanımamıştır.
Metafizik ilim okyanusudur.Metafizik uzmanı ise ilim okyanusunda gemisi olan kaptandır.Pusulası inanç,hedefi ise tek gerçek öz olan Yaratanı ve felsefesini aramaktır.İlim okyanusunda hiçbir zaman kara görünmese bile,Metafizik Uzmanı; Onursal Asalet bayrağını,gemisinde dalgalandırmaya devam edecektir.
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ.
|
|
DİL DİYALEKTİĞİ:Ağızdan çıkan sözcükler insan ruhunun aynasıdır.İnsan kişiliğini ele veren en belirgin ve en estetik yapı;insan dilinden çıkan sözcük şekilleridir.Konuşma dili dediğimiz,sözcük tipleri biraraya gelerek ahenkli bir bütünlük oluşturur.Bu bütünlük konuşma dilinin kimyasal şifresini görür.Zihinsel gelişim ve beyin gücüyle de eşdeğer olan konuşma dili,farklı coğrafi bölgelerde linguistik karakter ve filolojik değer kazanır.Konuşma dillerinin,dünya coğrafyasında çeşitlilik göstermesi,kültürel zenginliklerin gelişimini ve toplumsal etkileşiminin bütünleşimini sağlar.
Toplumlar arası,dil kullanım diyalogları ancak kültürel entegrasyonlarda;Retorik,alegorik ve semantik dil sanatlarıyla,hitabetik gramatize de formülize edilerek temelleşir.Jargon ve transendental konuşma dilleri de daha çok akademik ve teknik sahalarda kullanılan özel diller olarak bilinir.Bu iki özel dil yapısı,kullanıldıkları alan öğretilerinin daha iyi anlaşılması ve orjinal yapılarının korunması için geliştirilmiştir.Jargon ve transendental dillerin en önemli özellikleri;
1.Mesleki açıdan,kullanılım şekillerinin sözcük yapılarını kısaltmasından dolayı zaman kazanımı sağlaması.
2.Kullanıldıkları alanlarda,bireysel veya kollektif uzmanlaşmanın motifsel iskeletini oluşturmasıdır.
Normatif dil kuralları,her ülkenin kendi dil yapısına göre biçimlenir.Normatif dil kurallarının oluşturulmasındaki amaç,konuşma ve yazma dilini,o ülke halkının kullanacağı dil bilgisine uygun gramer yapısıyla biçimlendirmek ve sözcüklere giren yabancı kelimeleri arındırmaktır.Duru,yalın,sade ve açık konuşma biçimleri normatif konuşma dilinin kurallarıyla bütünleşir.Bazı ülkelerde birbirinden çok farklı diller kullanılabileceği gibi bazen de aynı dili konuşan fakat,farklı ağız,şive ve uslüpte gelişen dil-söz birlikleride mevcuttur.Bir ülkede yaşayan halkların,tarihsel ve kültürel değerlerinin de farklı bir yapıda geliştiğinin kanıtını sağlar.(Anadil)
Edebiyat,sanat,hukuk,felsefe ve bilim gibi alanlar,yaşanılan ülkede özgün olarak gelişmiş ise,o ülkenin konuşma ve yazma dilide gelişmiştir demektir.Makale,öykü ve araştırma yazıları okunma oranlarıyla hedeflenen kesimlere ulaşabilmişse,o ülkenin dil yapısıyla brlik oluşturduğunu ve kültürel anlamda zenginleştiğini gösterir.Evrensel anlamda kullanılan en yalın ve en basit dil alanı,edebiyat dilidir.Edebiyat dili özünü,halktan alır.Bu bağlamda roman,hikaye,şiir,masal ve destan gibi eserlerin insan zihninde imgeler aracılığıyla anlam kazanması edebiyat diliyle olur.Edebiyat eserlerinin diğer alan ve branş eserlerinden daha fazla okunması,kendi dilini her kesim insan seviyesine indirgeyebilmesidir.Metafizik ise felsefenin özü olduğundan ve dünya da uğraşılan en zor bilgi disiplini oluşundan dolayı,kullandığı dil ağır ve zordur.Metafizik,edebiyat ile ilgilenmez,metafizik sanatla,sanatın kaynağı ile ve sanatın özü ile ilgilenir.Ya da edebiyat metafiziğin karşısında sadece bir toplu iğne kadar değerdedir.Dil diyalektiğinin özü,metafizik aksiyomlarda mana kazanır.Edebiyat ise doğa'nın ve onun yansıması olan sanatın peşinden koşarak haz ve tasvir sanatlarıyla,kopya edilerek üretimini yapar.Yaratma kavramı,edebiyata ve insan sanatlarına mahsus bir kavram değildir.Yaratan yaratabilir,yaratanın yarattığından ancak insanlar sanatsal faaliyetlerle üretebilir,geliştirebilir veya ilerletebilir.Resim,heykel,müzik ve edebiyat sadece ve sadece doğanın ve doğadaki varlıkların yansımasının üretimidir,yaratılımı değildir.Yaratılan varlığın,yaratma potansiyeli yoktur.Ancak metafizik sistem şunu savunabilir,kendiliğinden var olan ve hiçbir şekilde yaratılmamış ve doğurulmamış varlık olan Allah yaratabilir.Ondan başka hiçbir varlık hiçbir şekilde yaratamaz ve yaratma kapasitesinde bile olamaz.Kısaca Yaratmak kavramı kavramı yaratıcıya mahsustur.Yada hangi alanda olursa olsun,insanın yaratma kapasitesinin sözünden bile bahsedilemez.Yaratma diyalektiği kesin şekilde metafizik aksiyomda,Yaratıcının tekelindedir.Dil diyalektiği evrimi de bu şekillerde tümevarımsal ve tümdengelimsel mantık sistemleriyle metafizik disiplinde yer edinir.Önemli olan metafiziği okumak veya tarihini bilmek değildir.Önemli olan metafizik yapacak kadar dil,mantık,sezgi,zeka,yetenek ve en önemlisi yüreğe sahip olmaktır.
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.
ÖNDER VE ÖNDERLİK: Doğuştan gelen,sonradan öğrenilmeyen ruh yapısının esnek ve geniş görüntüsüyle,özelden genele doğru insanları örgütleyebilen,inisiyatif sahibi olarak cesur ve girişimci yönlerini siste matize ve disiplinsize ederek insanları yönetme sanatına önder veya önderlik denir.
İnsanlık tarihinden bu yana her dönemde önder kişilikler belirmiş ve yetişmiştir.Toplumlar üzerinde etkin olarak askeri,siyasi,sosyal ve dinsel yapılarda ön plana çıkmış; peygamberler,komutanlar,devrimciler ve seçkin önderler gibi doğuştan üstün donanımlı asil insanlar, bozuk ve savruk olan yönetimleri,sosyal yapıları değiştirmiş, halk yığınlarını ortak amaç uğruna örgütleyerek, birleştirmiştir.Bugünün toplumları asil önderlerin başarılı, özverili ve cesur çabalarının ürünü olarak vardır.
Önder veya önderliğin bugün ki geldiği konum kişisel gelişim süreci içerisinde,bireysel gelişimini tamamlayarak,doğuştan getirdiği önderlik ruhuyla,KENDİNİ BİR ATOM BOMBASI HALİNE GETİREBİLECEK kadar etkileyici bir potansiyele sahip olmasıdır.
Önder demek maddi imkanlarla kurulu şirket veya holdingleri yada devletin kurduğu siyasi,askeri ve sosyal sistemleri yönetmek değildir.Önder demek,halkın içinde bulunduğu kötü durumları görerek,sezerek onları iyileştirebilen,değiştirebilen girişimlerde bulunabilendir.Önder, hazırcı,yönetici ve yürüten değildir.ÖNDER BİR İLKİ BAŞLATANDIR.YENİDEN YARATANDIR.
Önder veya önderlik anlayışının en önemli özelliği potansiyel gücünü yerinde kullanabilen,elindeki imkanları maksimum değerlendiren,yeni gelişen oluşumlara ayak uydurabilen,vizyon-misyon sahibi,karizma tik kişilikte,elit,cesur olabilendir.Onur,sabır ve duyu görü sahip önderler bu zamanda çok zor yetişen değerlerdendir.
Önderlik ve yöneticilik çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır.Post modern zihniyet önderlik ve yöneticiliği birbirine benzetse de,aslında yöneticilik,önderlik karşısında çok basit bir aksiyon gösterir.Metafiziğin yeni ontoloji sistemindeki önderlik anlayışının günümüz yaşam felsefesinde oluşan yöneticilik+önderlik=başarı anlayışını eleştirir.Yeni ontolojinin totolojik paradoksuna göre herkes yönetime katılabilir fakat herkes önder olamaz ve önderlikte yer alamaz.Bir varlığın önder olabilmesi için gerekli koşulların hepsini taşıması gerekir.
1. Formel,sosyal ve dinsel bilimleri aşma
2. kültürel değerlerde entegrasyon(birleşme)
3. kişisel gelişim ve bireysel sorumluluk
4. geniş düşünme yetisi ve imajinasyon
5. karizmatik yapı,vizyon,misyon ve hitabet sanatı
6. spiritüal (ruh) birleştiriciliği
7. onur,sabır,cesaret,akıl,erdem,inanç,sorumluluk,anlayış
8. doğuştan getirdiği(fıtrat) ruh ve yönetme gücü
9. geleceği görme yetisi(parapsikoloji-öngörü)
10. Sempati,empati,telepati özellikleri
11. Metafiziksel bakış açısı
Önderlik ,yöneticilik gibi sonradan kazanılmış statü veya parasal güç ile idame edilen güç ve kudret değildir.Önderlik kendiliğinden gelen ve kendiliğinden oluşan fatalist (kadersel) bir yapıdır.
Örgütsel işleyiş şekline göre ise; önderlik ideolojik veya doktrinsel felsefe kuramları ile halk üzerinde temellendirilmiş,ortak amaç uğruna kurulu askeri veya siyasi yapıların sistemleştirilerek yürütülmesini sağlamak ve bu etkin güçler ile potansiyel gücü birleştirerek kurumsallaşmaya yönelik hareketi başlatan kişiliğe önder denir.
Örgütsel işleyişin yürütülmesi ve koordinasyonu için önder devamlı çağın yenilikleri ile örgütü ayakta tutabilmek için, örgüt içinde ve dışında yenilikler,tasfiyeler ve yeni kararlar almakla yükümlü olduğunu bilir.Önder ancak ,halk gereksinimlerine göre örgütün plan ve programında değişikliklere gidebilir. Önderin amacı sadece halkın yararını gözetmesiyle evrensellik kazanır.Bir örgütü ayakta tutan en önemli özellikler.4 ana unsurdan oluşur.
1. Halk
2. içsel bütünlük
3. potansiyel güç
4. lojistik destek
Parti yönetimlerindeki önderlik anlayışı ise halk yararını gözeterek,devlet içinde kurulacak hükümetin yürütülmesini sağlayacak aktivitede, seçmenlerin oy sayısına göre belirlenecek parti ve parti başkanının, iktidara gelerek o ülkedeki mecliste yönetecek halkı temsil etme gücünü kazanması ve yürütmesidir.Demokrasi ile yönetilen ülkelerde,temsili,yarı temsili,çoğulcu vb gibi...Demokratik süreçler işler.Her ülkenin demokrasiyi yaşama şekli farklı olduğundan ,o ülkede gerçek demokratik hakların olup olmaması tartışılır.Bu bağlamda çok partili süreci yaşayan ülkelerde çeşitli barajlar gibi anti-demokratik engellerin olması,demokrasinin o ülkede tam oluşturulamadığını ve sağlanamadığını gösterecek kadar açıktır.Demokratik anlayışı içine sindirememiş ülkelerde,belli bir halk çoğunluğunun oy kullanmasıyla,hükümeti kurma görevine seçilen parti başkanlarının Önderliğinden bahsedilemez.Parti başkanı hükümeti yönetme politikasını, belirli plan ve programa göre uygulayarak, yürütse bile,halk yönetiminde sadece parti başkanı ve yöneticisi olarak kalır.Parti başkanlarına önder denilmez.Üstelik partiyi kurma aşamasında partide yer alacak kişilerin feodal ağa,hoca,şarkıcı,televizyoncu veya parası olan ama siyaset felsefesini bilmeyen şahıslarla doldurulması.O ülkenin yönetiminde asil Önderliğin gelişemediğini ve gelişi mininde önünün kapatıldığını gösterir.
Önderlik kısaca ilki başlatan,halk üzerinde etki bırakan,doğuştan getirdiği asalet ve yönetim kabiliyetiyle kendini gösteren kişiliktir.Yada halkı kandırarak elindeki güçlerle,onu yapacam ,bunu yapacam palavraları artık demode olmuştur.Gerçek önderlerin çıkamadığı toplumlarda,kapatılan yamalar devamlı açılarak,çok büyük zararlar verecektir.
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.
SÖZDE ÜNLÜ İNSANLAR: Dünya dil literatürün de''ünlü olmak''cümlesi semantik(anlambilim) ve filolojik(dilbilim) bakımından incelendiğinde enformatik bilgi üretenlere, evrensel yararlı bir şey icat edenlere veya sanatsal yapıtlarıyla evrensellik kazanan kişi veya gruplara halk tarafından önyargısız olarak verilen unvan olarak değerlendirilirken. Bilimden, sanattan ve etikten nasibini almamış bazı kişiler ünlü olmayı; şarkıcı, manken, oyuncu, komedyen, sunucu, medyum, futbolcu ve televizyonların stand-up veya magazin programlarında çok görülen kişilere ''ünlü insanlar''denmesi düşünen, araştıran ve bilinçli insanlar için çok şaşırtıcıdır.
Gelişmeye açık ülkelerde bilinçli ve bilinçsiz toplum ikileminden (dilemma) yararlanmaya çalışan kendilerini yaratıcı ve zeki sanan bazı yapımcılar popüler kültür adı altında stratejik modifikasyonlarla bilinçsiz ve yaşarken uyuyan halkı uyandırmak için televizyon ekranlarına senaryolar yazdıkları iyi yaşam ütopyası ve yönettikleri kahramanların fenomonolojik aksiyonlarıyla sözüm ona yenilik getirdiklerini sanmaktadır.
Post-modern anlayışın savruk doktrininden çıkan, popüler kültür paradoksunun temellenmiş bir felsefesi olmadığı gibi etiksel bir perspektifi de yoktur. Bu açıdan popüler kültür sömürücülüğünü yapanlar daha çok etkisi altına alacak kesimi, toplumların alt ve orta tabaka insanlarını hedef seçerek, bozuk toplum ürettiklerinin farkında olmalıdır. Post-modern zihniyetini ülkelerinde popüler kültür adı altında icra ederler ve kendi öz kültürleriyle karıştırıp kompleks entegrasyonu gerçekleştirmeyi kendilerini hedef seçenler; bu kültürü yaşamış toplumların aksiyon ve parametrelerine baktıklarında balon gibi şişip,yine balon gibi söndüklerini göreceklerdir.
Post-modern anlayış içerisindeki popüler kültürün kurucuları kendi ülkelerinde manevi değerleri endişesiyle halk tarafından çok ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Kendi ülkelerinde tezgâhlayamadıkları bozuk kültürü bu sefer enformasyon ağıyla en büyük pazar potansiyeline sahip olan ekonomisi dışa bağımlı ve gelişmeye açık ülkelere satmakta buldular.
Kendi yaşadıkları ülkede ben ünlüyüm diyen kendi çirkefliklerini bilinçsiz ve uyuyan topluma, medyanın iletişim araçlarıyla pazarlayarak satmaya çalışanlar o kadar türedi ki! Eline mikrofon alıp, şarkı söyleyen çığırtkanlar, giydikleri elbisenin tanıtımını değil, vücutlarını göstererek ünlü olmaya çalışan mankenler, stand-up adı altında kendilerini komedyen sanan şarlatanlar, oyunculuk yaptıklarını sanan dizilerin, oyuncu megalomanları, astroloji ve medyumluk yalanlarıyla nonoş ve hasta ruhlu insanlar, kadın programı sunarak ve kendilerine, ünlü diyen kadınlar ve kadın ruhlu erkekler, magazin ve paparazzi tezgahlarında kendilerine ünlü diyen hasta ruhlu insan modellerinin özel yaşam dejenerasyonları, yarışma programlarında para oyunlarıyla toplumu kumara özendiren kişilikler, ünlü futbolcu pohpohlamasıyla şişirilip başka ülkelere ihraç edilip tekrar kendi ülkelerine ihraç edilen sahte medyanın sözde ünlü futbolcuları, ünlü bilim adamlarının batı taklitçi ve kopyalayıcı sözde ünlü bilim adamları, pop-hop-top star, alaturka, arabesk, türkü vb gibi yarışmalar sunan ve kendilerini ünlü zanneden şarkıcı jürilerinin kapris oyunlarıyla, sözde ünlü olmaya çalışan ütopik starlar.
Türkiye de o kadar kendilerini ünlü insan olarak tanıtan o kadar ünsüzler var ki! Türk dil kurumu artık ünlü harfleri ünsüzleştirme programı sunacak kadar sıkıldığı görülüyor. Şöhret adı altında konuşmalarda önemli olan şöhret olmak değil, şöhreti taşıyabilmek cümlelerini kullananlara bilinçli insanların cevabı siz ne zaman şöhret oldunuz ki! Bu şöhreti koruyamadınız ya da bu şöhret altında ezildiniz.
Türkiye deki müzik kanalları bu sözde ben ünlüyüm diyen insanların müzik kliplerini yayınlarken acaba ünlü olmak bir şarkı söylemekle mi oluyor acaba. Bilinçli insanları düşündürtüyor.
Bilinçli toplum yolunda ilerleyen insanlar artık bu tür sahte ''ünlü insan''fenomenlerini yıkarak ünlü insanları bilimsel çalışmalar yapan ve sanatsal anlamda ürünler verebilen insanlara sunacaktır.
Üsteki kişinin sanatı,ben ünlüyüm ben sanatçıyım diyenlerden daha kailtelidir.
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.
KADINLARIN RUH GENETİĞİ:
Kadınların ruh genetiğini çözmek zaman alsa da; Spiritüel yaklaşımın,metafizik ağında kadınların duygu istemi her çağda yaşanması gereken bir duygu diyalektiği olarak karşımıza çıkmıştır.Metafizik aksiyom da kadınların ruh genetiği sevgi ve duygu ikilemi ile formülize edilmiş; mantıksal ve duygusal önermeler ile de kadın ontolojisi gibi ince ve özel bir felsefi akım içermiştir.
Kadın ontolojisinin baş döndürücü iksiri,romantik sevgi tılsımıdır.Kadın ruh'u,tuz ruh'u gibi keskin ve derin damarlara akan duygunun kızıl kanıdır.Kadın ruhunu en temelden besleyen damar, istisnasız sevgi ve duygu'nun adıdır.Sevgi ve duygu kadın ruhunda yumuşak ve çok hassastır.Romantik ve estetik duygu dilin'de yaklaşım ancak kadın ruhunu kendiliğinden eğmekle mükelleftir.
Ne!Psikoloji.Ne!Sosyoloji.Ne de! Antropoloji. Kadının derdi sadece Sevgioloji ve Duyguoloji.Diyorlar ki! Biraz da ekonomi.İşte budur kadının gerçek fizyolojisi.
Kadın ruh genetiğindeki sevgi ve duygunun 5N.1K sı Duygu+İlgi+Paylaşma+Sadakat+Saygı=Sevgi'dir.Sevginin hafif ve hoş göstergesi kıskançlıktır.Kıskançlık aşırı ve gereksiz ise boş bir özgüvensizlik yada kendinde olan gizli aldatmanın karşı kişide olduğunu hissetme yanılgısının ters tepki bildirim biçimidir.
Kadınların ruh'u sevgi ve duygu ister.Sevgi'nin ve duygu'nun olmadığı bir evlilikte mutluluk; başka yerlerde veya kişilerde aranır.Cinsellik bile duygu ve sevgiyle yaşanır.Duygusuz ve sevgisiz cinsellik otomatlaşarak ruhsuzlaşır. Ruhsuzlaşan cinsellik ne sevgi bırakır ne de duygu yaşatır, kalpte.
İçinde duygu ve sevgi beslemeyen ne çok beraberlikler ve evlilikler yaşanır.Dışarıya çok mutlu imajını başarıyla sunanlar,içten kanayan yaralar ile kapanmaz izler bırakır.
Duygusuzluk ve sevgisizlik evlilikleride soğutur.Eşleriyle orgazm olamayan kadınlar.Zevki olmayan, sadece tek taraflı cinsel doyum sağlayan beraberlikler.Sırf eşi mutlu olsun diye erkeğiyle yatan kadınlar.Evli olduğu halde tecavüze uğrayan kadınlar.Duyguları körelmiş evliliklerin getirdiği, mantıksal cinsel ilişkiler.Eşiyle bir arkadaş gibi sevişen kadınlar.Gözlerini kapatıp eşlerinin ihtiyacına boyun eğen biyo-otomat duygusu ölmüş kadınlar.Sevişince gözünde başkasını canlandıran kadınlar.Geçim sıkıntısı çekmemek için evliliği bitmiş fakat acı çekerek cinselliğe katlanan kadınlar.
Ruh genetiği çalışmalarında ortaya çıkan diğer önemli bir sorunda duygu ve sevgi beslemeden evlilik yapan bazı kadınların,eşlerini sırf statü veya çevrenin onları statüsel olarak yakıştırmalarıyla evlilik gerçekleştirme ihanetidir.Bu tür evliliklerde de kadının ruhunda sevgisizlik ve duygusuzluk boşluğu yaratmaktadır.Çok büyük umutlarla evlenen ve evliliklerinde mutlu olacaklarını hisseden binlerce kadın, eşleriyle evliliklerinin birkaç yılında boşanma yoluna gitmişlerdir.Evliliği sadece cinsel istem veya yaşım geçiyor çocuk sahibi olayım diye evlenen mutsuz kadınlar.
Erkek iktidarsızlığına katlanan kadınlar. Mutsuz olduğunu bilip te başkalarının evliliklerindeki mutsuzluğu görerek bu herkesin hayatında var aldatmasıyla,kendini kandıran mutsuz kadınlar.Her yönüyle aradığını bulamadığına yakınan kadınlar. Asil ve yakışıklı erkek bulmakta zorlanan güzel bayanların, çirkin erkeklerle evlenip çevresine bak ne kadar mutluyuz imajı bırakan, ama kendi kendini kandıran bayanlar.Sırf maddi imkanlar için veya geçmişte yaşadığı aşk ve sevgilerden karşılık bulamadığı için hınbıl,çirkin ve öküz gibi erkeklerle evlenen yakışıklı erkek düşmanı kadınlar.
Bazı kendini zeki sanan kadınların,aldatabilecekleri kılıbık ve maddi durumu iyi olan erkeklerle evlenmelerinin sonraki pişmanlıkları.Hoppa ve lolita tarzı bazı kadınların, kişiliksiz-zibidi tarzı erkeklerle evlilikler yapması ve zamanla bu evliliklerden pişman olmaları.
Kadın ruh genetiği çalışmalarında çıkan sonuçların tedavi şekli asla psikologların-psikyatrislerin antidepresancı,psikoterapileriyle veya aile koçluğunun atıp tutmalarıyla kadının ruh genetiğindeki eksiklikler giderilemez.Kadın ruh genetiğinin tek çaresi metaterapi'dir.Metaterapi kadın ruh yapısını çözümlediğinden sevgisel ve duygusal dopinglerle,evliliklerin mutluluğunu ve sarsılmaz bağlarını güçlendirir.
METAFİZİK UZMANI GÖKHAN HANİ.
|
|
|
|
|
BİLİMSEL SİYASET DİYALEKTİĞİ:Bilimsel siyaset diyalektiği insanı,toplu halde ve yerleşik düzene geçmiş bir konum içinde yaşayan varlık olarak ele alan doktrinler bütünlüğüdür.Bilimsel siyaset,siyasal otoriteyi,bu otoritenin oluşumunu,kaynağını,gücünü,işleyiş fonksiyonlarını,siyasal otoriteyle bireyler arasındaki ilişkiyi ve ideolojik gelişmelerini inceler.Başka bir değişle bilimsel siyaset gelişen ve değişen global dünyanın ideolojik yapılarına uygun zemini kuran,çağdaş ve aktüel sorunlara analitik yaklaşan fonsiyonel işleyiş dimamizmidir.Bilimsel siyaset diyalektiği epistemolojik ve pozitivist temelli bilgi felsefelerinden doğması,geleneksel siyaset anlayışının tıkadığı birey,toplum,sivil toplum,devlet,iktidar,yönetim,hukuk ve bürokrasi gibi siyaset kavramlarının yeniden yapılanmalarına olanak tanıyan ekol olarak gelişmiştir.İlkel ve geleneksel siyasal işleyiş mekanizmalarının bilimsellikten uzak doktrin ve ideolojik anlayışlar içerisinde kalması, proğramatik ve motodolojik açılımlarının halka gerçek dışı yansımasına ve halkın siyasete küstürülmesine neden olmuştur.Bu bağlamda bilimsel siyaset diyalektiği plan-proğram ve sistemini halkın aktif olarak katılacağı bilimsel platformlarda hayata geçirecektir.
Geleneksel ve rutin siyaset anlayış mekanizmalarını sürdürmeye çalışan hükümetler;ekonomik,sosyal,siyasal ve toplumsal işleyiş proğramlarını,yönettikleri ülke halkına mecburi ve zorlayıcı yasalarla empoze etmeleri,o ülkeyi ve ülke halkını gelişmiş ülkelerin gerisinde bırakmıştır.
Gelişmeye açık ülkeler,geçmişte yaşanan siyaset anlayışlarının başarısızlıklarını görüp,yeni gelişen global dünya anlayışının bir modeli olan bilimsel siyaset diyalektik öğretilerini, hazırlayacakları hükümet proğramına alıp,aktif hale getirmeleri,siyasal anlamda hükümetlerin başarılı olmalarını sağlayacaktır.Eski felsefi sistemler gibi eski siyasi doktrin ve ideolojiler de yeni gelişen ve büyüyen dünya yönetim anlayışının gerisinde kalmışlıklarını görerek,terminolojik aksiyon biçimleriyle de reformize olmaya gayret gösterme çabasındadır.
Bilimsel siyaset diyalektiği ise;felsefi, bilimsel ve siyasi doktrin ve ideolojik terminolojiler ile bütünleşerek temellemesini kurmuştur.Terminolojik işleyiş temelinde halk ile iktidar arasında uygun dönüşümlü demokratik süreçler oynar.Halkın oylarıyla iktidara gelen parti veya partileri ve millet meclisine taşıdıkları muhalefet parti veya partileri demokrasinin kendi kendini yönetim anlayışıyla denetleme fırsatını yakalayacaktır.
Bilimsel siyaset diyalektiği terminolojisini teorikte bütün plan-program ve sistemsel işleyişleriyle birlikte ele almamızdaki amaç; Halkın siyasal yönetim sürecinden,uzak tutulmuş bir ferdi olarak,demokrasi ve toplumsal örgütlenme biçiminin,her bireyin yönetim sürecinde eşit oranda yetki ve sorumluluk almasına uygun zemini hazırlamaktır.
Demokrasinin uygulanış şekli ile siyasal denetimi doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla seçtiği temsilcilerle, toplumsal ve ekonomik durumları ne olursa olsun bütün yurttaşların eşit sayıldığı toplumsal örgütlenme biçimini bilimsel siyaset diyalektiğinde yeniden yaratmaktır.
Bilimsel siyaset diyalektiğindeki öğretiler:
1.Demokrasilerde siyasal denetim hakkı, halka verilmeli bu sebeple halk siyasi anlayışında kayıtsız, şartsız egemen sayılmalıdır.
2.Demokrasilerde vatandaş olan her bireyin, eşitlik ilkesi gereği, siyasal kurumları denetleme hakkına sahip olması gerekir.
3.Temsilci belirleme ve seçme işinde, her birey eşit haklara sahip olmalıdır.
4.Demokrasi ve toplumsal örgütlenme gereği her bireyin yönetim sürecinde eşit oranda yetki ve sorumluluk alacak ve yönetim sürecine eşit haklarla katkı yapacak ortamlar oluşturulmalıdır.
Geleneksel ve rutin siyaset anlayışlarının tıkandığı noktaları, bilimsel siyaset diyalektiği doktrini ile inceleme altına alarak şu çıkarımları ortaya çıkardık.
a-)Siyasi partiler, halk dinamiklerini demokrasi kültüründen uzak tutan bir yapıdadır.
b-)Siyasi partiler merkezi ve dikey bir yapılanmayı benimsemektedir.
c-)Siyasi partiler feodal bir yapı görünümündedirler.
d-)Siyasi parti davranışları, devlet örgütü anlayış amacına örtüşmeyecek konumdadır.
e-)Siyasi partiler devlet örgütü kapısında ihale bekleyen sermayenin müteahhitlik firmaları görünümündedir.
Demokrasiyi kendi içlerinde tam olarak yaşatamayan ülkelerdeki geri kalınmışlık, bilimsel siyaset diyalektik öğretisini bağlamaz. Bu açıdan geleneksel siyaset anlayışındaki yönetimlerin uygulama yanlışlıkları şöyledir:
1.Yönetim sürecinde uygulanan baraj sistemi ile halkın büyük bir kesiminin temsil edilme hakkı elinden alınmaktadır.
2.Yönetim süreçlerinde halkın özgür iradesi ile temsilcisini belirleme ve seçme olanağı yoktur.
3.Mevcut yönetim sürecinde halka karşı sorumlu olması gereken bürokrat, partilere sorumlu ve onların uzantısı olması gerekir.
4.Medya, yönetim sürecinde, bazı çevreler tarafından özgünlük ve tarafsız değerini kaybetmektedir.
5.Mevcut yönetim sürecinde gençliğin önü kesilmekte ve ülkenin gelecekleri ipotek altına alınmaktadır.
6.Mevcut yönetim süreçlerinde kadınların temsil oranı siyasi partilerin inisiyatifine bırakılmamalıdır.
Bilimsel siyaset diyalektiği bütün öğretileri ile yönetim ile halk arasında dönüşümlü demokrasinin yaşanmasına olanak tanıyan bir işleyiş sistemidir. Bu işleyiş sisteminin tüm verileri ve uygulama şekilleri ülke halkı ve yönetiminin anlayışına daha fazla demokratik anlayış kazandıracaktır.
Bilimsel siyaset diyalektiğinin tüm işlev ve öğretilerinin plan-program ve fonksiyonel aksiyon yapıları Metafizik Uzmanı Gökhan Hani tarafından üretilmiştir. Demokratik siyasal yapıyı evrensel anlamda tüm ülke halklarının yaşaması adına, bilimsel siyaset diyalektiği doktrini geliştirilmiştir. Bu siyasi sistemin açılımları çok geniş olduğundan, site formatında yayınlanmayacaktır. Bilimsel siyaset diyalektiği doktrini bizimle irtibata geçecek tüm ulusal siyasi partilere tüm yönleriyle paylaşılıp, eksik yönleri eleminize edilerek, siyasi parti yönetimlerinde kullanılması sağlanacaktır.
Bilimsel siyaset diyalektiği formatında yer alan dil ve siyaset felsefe yapıları eklektik anlayışla yeni gelişen global dünya siyasi anlayışlarına uygundur.
Değişmeyen tek şey değişimdir anlayışıyla hareket eden tüm siyasi otoriteler başarılı olmaya hazırdır.Modern ve çağdaş görüşlerin birleştiği tüm siyasi aksiyonlar tarihten bu güne kadar,ülke yönetimlerinde söz sahibi olarak,siyasi partileri iktidara taşımıştır.
<<Siyasi partiler nasıl yönetmesi gerektiğini,halkın nasıl yönetilmek isteğinden almalıdır.>>
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.
MERHAMET VE RUH: Merhamet etmeyene, merhamet edilmez sözü insanı düşündüren ve vicdanen rahatlatan ne güzel bir sözdür. Merhamet kelimesi; bağışlama, affetme, acıma ve müsamaha gösterme manalarıyla Türkçe de bir bütün olarak kullanılır. Fransızcada tolerans kelimesi ve İngilizcede mercy kelimeleriyle aynı anlama gelen merhamet sözcüğü aslen Arapça kökenlidir.
İnsanoğlu yaratılışta vicdan sahibidir. Vicdan iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, yararlı ve yararsızı kalp gözüyle ayırt etme yeteneğidir. Vicdanı besleyen nur ise merhamettir. Bir insanda vicdani değerler varsa; o insanda bağışlama ve affetme erdemleri de var demektir. İnsanı insan yapan ve diğer canlı varlıklardan ayıran en kutsal güç vicdani düşünme yetisidir.
Biz insanlar bazen hata yapıp, yapmadığımızı menfaat ve çıkarlarımıza uymadığından düşünmek istemeyiz. Ya da akıl savunma mekanizmalarından mantığa bürünerek yaptığımız hatayı kendimize göre haklı çıkarmaya çalışırız. Hâlbuki! Vicdanımız devamlı yaptığımız hata ve yanlışları bir uyarı ışığı gibi bizlere hatırlatır.
Merhamet etmek, düşünen tek varlık olan insana verilmiş bir erdem olduğundan, vicdani duygular da insanın ruhunda devamlı yer alır.
Metafizik aksiyomda, merhamet duygusu ile vicdan muhakemesi ruhun işleyiş fonksiyonlarındandır. Ruh, maddeden bağımsız olarak insan bedenine giydirilmiş ışık-nur'dur. Ruh her şeye can verdiği gibi insan bedenine de can verir. Ruh olmadan asla beden yaşam canlılığı kazanmaz ve hareket edemez. İnsan; beden-ruh ve zihin üçgeniyle birdir. Ruh hem bedeni hem de zihni çalıştırır. Zihin karmaşasındaki akıl işleyişi doğuştan olduğundan, gelişimini de yaşamsal süreçtir. Merhamet duygusu da ruh fonksiyonuna yüklenmiş bir olgudur. Bu olgu reaksiyon gösterip, davranışta kendini deşifre eder. Bir insanda merhamet duygusunun körelmiş olması, bir ruh hastalığıdır. Her ruh hastalığı psikolojik kökenli değildir. Ruh ancak beden de reaksiyon gösterirse, o zaman psikolojik hastalık konumuna gelir. Fakat ruh kendi başına hastalanıp bedende reaksiyon göstermezse bu hastalık, davranış bilimi olan psikolojik sınıfa girmez. Bu sebepten dolayı ki psikoloji bilimi bu tür hastalıklarda çaresiz kalır. Ruh genetiği çalışmamızda bu konuyu geniş bir şekilde ele almayı düşünüyoruz.
Günümüzde psikologlar ve psikiyatriler ruh hastalığı ile davranış hastalıklarını birbirine karıştırma paradokssundadırlar. Psikoloji tek başına bilim olma yolunda felsefeden koparken, temellenmesini bir noktada göz ardı etmiştir. Bu hassas noktada; ruh realitesidir. Psikoloji bir davranış bilimi olarak ruh ile ilgilenemez, çünkü ruh'un tek başına davranıştan bağımsız gösterdiği reaksiyonu algılamayacağı gibi bilimsel literatürler de somut olmayan varlıklar olsa bile; bilimin sahasına giremez kuralına uymak zorundadır. Ruh bilimi tek başına spiritüalizmdir.
Spiritüalizm; metafiziğin ontoloji ve kozmolojisi gibi ana konularındandır. Bir psikolog davranışa yansımayan bir ruh hastasına psikoterapi vb gibi terapiler uygulayamaz. Aynı şekilde bir psikiatriste davranıştan bağımsız bir ruh hastasına ilaçlı tedavi seçenekleri sunamaz. Metafizik uzmanına şu sorular sorulmaktadır. Neden? Psikolojik sorunlarıyla da ilgileniyorsunuz? Metafizik uzmanı da bu soruya cevap olarak şu demeci vermektedir. Metafizik uzmanı olarak; psikolojik sorunlar ile değil, asıl davranış bilimciler olarak neden uzmanlık alanınıza girmeyen ruh ile ilgileniyorsunuz? Sizin işiniz sadece davranış ve davranışa yansıyan ruh reaksiyonudur. Bunları isterseniz psikoterapi veya çeşitli ilaçlarla yapın. Bu metafizik uzmanını enteresan bile etmez. Ama neden bile bile davranışa yansımayan ve davranıştan bağımsız ruh hastalıklarını çözümlemeden, insanlara yanlış terapiler uyguluyorsunuz. İşin özü ekonomik kaygı ise; yanlış terapi yöntemlerinizle çare bulamadığınız hasta insanları aylarca, yıllarca o psikologdan öbür psikologlara sürüklüyorsunuz.
Metafizik uzmanlığının tedavi uygulama yetkisi yoktur. Metafizik uzmanlığı yasal olan ve olmayan konuları çok iyi bilmektedir. Fakat şu da bilinmelidir ki! Metafizik uzmanlığının meta terapi yöntemleriyle; davranıştan bağımsız ruh hastalıklarına metodolojik eğitim seansları verme yetkisi vardır.
Her insanın, asıl doktoru kendisidir. Meta terapi alternatif tıp yöntemi asla değildir. İyi bilenler de, çok iyi bilirler ki; psikoterapi de modern tıp yöntemlerinden değildir. Her psikologun ve psikiyatrisin kendine has geliştirdiği yöntemleri vardır. Ama en büyük yöntemleri insan sevgisi, sabırlı olmaları ve hastalarına karşı merhamet duygusunu empatik yaklaşımlarla hastalarına göstermeleri olacaktır.
Felsefeden ayrılarak bilim yolunda temellenen psikoloji gelişimini sürdüre dursun. Felsefe, metafizikten bağımsız kuru bir bilgi sistemi olmadığından ve gelişmesini metafiziğe borçlu olduğundan, aslında her bilim metafizikten ayrılarak, temellenmesini kurmuştur.
Metafizik uzmanı Gökhan Hani.
SOSYETE FELSEFESİ: Felsefe,hem sağlam bilgi üretme hem de ahlaklı ve mutlu yaşama çabasıdır.Kültür felsefesi ise;farklı coğrafyaların,farklı insanlarını bir araya getiren ekonomik,sosyal,siyasal ve kültürel değerlerin ortaklaşa kullanıldığı en büyük yaşam gücüdür.Bu güç kültürlerin geçmişten,günümüze kadar yansıyan örf,adet,gelenek ve görenekler bütünlüğü olarak her ülkenin ağırlıklı olan dinsel inançlarına göre biçimlenir.Amerikalıların dünyayı kurtarma egzistansiyalistleri, İngilizlerin transandantal Epikürcüleri,Fransızların romantik hümanistleri,Almanların idealist rasyonalistleri ve yaşadığımız coğrafyanın Ütopik taklitçi zihniyetlerinin sosyete adı verdikleri felsefe temellenmesi olmayan;Spor,sanat,iş ve siyaset dünyasının Seçkin insanlarının yüz karaları,medyanın pohpohlayıp,kendisine malzeme olarak kullanıp,topluma yansıttıkları sahte gülücükler kitlesi,güzel elbiseler içindeki ruhsuz insanlar ordusu!!!Bir çevir başını bak! O çöp yığınları içinde,ekmek bulup ağzına koyan insanlara bak! Bir kez daha bak! Babası belli olmayan,çocukların ağlayış dramlarına bak!!!
Sosyal devlet anlayışı adını verdikleri ve bu ismin arkasına saklanan sözde liberalist üç kağıtçı topluluğu fakirlik edebiyatıyla zenginleşe dursun orta ve alt sınıf insanı ise geçinme derdiyle tutuşsun.Birbirinden çok uzakta olan,bu ekonomik realist anlayış içerisindeki yaşam döngüsü devam ederken; İnsanlara görsel ve yazılı basın ile bilinçli olarak sunulan sosyete felsefesi geçmişte olduğu gibi,gelecekte de bilinçsiz insanlarımızın hayal dünyalarını etkileyerek kötü yollarda yutulacak avlarını bekliyor.
Hayat, bu kaderimdi ve ben bunu yaşadım fatalist(kaderci) anlayışı asla kabul etmez.Hayat, özgürlüğü ve özgür iradeyi; kendi kaderini kendi tayin etme mantığını,ütopyalardan uzak, realist çerçevede yaşamak zorunda olduğunu bilir.Kader olgusunu bir metafizikçi edasıyla,anlamakta zorluk çeken, İlahiyat çevresi gibi HER DUA KABUL OLUR; mantığı ve anlayışını kabul etmiyoruz.Metafizik uzmanlığı olarak biz sadece kabul edilebilecek dua kabul olur diyoruz.
Metafizik sistematiğinin etik anlayışı olarak, sosyete ve magazin furyasına karşı BİR ŞEYİ BİTİRMENİN EN GÜZEL YOLU,O ŞEYE KARŞI İLGİSİZ KALMAKTIR. Formülasyonunu,Sosyete felsefesi ve magazin safsatasına karşı,halkı bilinçlendirme ekolüyle savunmaktır.
Günümüzün sosyete felsefesi dini inançtan yoksun kişilerden kurulu,ne oldukları, kime hizmet ettikleri belli olmayan grupların örümcek ağlarında tutulup,kendi kültür anlayışlarından uzaklaştırılmışlardır.Transeksüelliği ve biseksüelliği içine alacak derecede yozlaşan ve yobazlaşan insanların popülist çılgınlıklarını artık önemsemeyin.
Sosyete felsefesi ve magazin abartılılarına en büyük cevabı siz, yani her şeyin kaynağı olan ey halk siz verin.
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani.
FİZİK ÖTESİ KADINLAR:Dünyanın en kutsal varlıklarıdır;kadınlar.Mahremiyetin ve masumiyetin en saf ve en temiz gülleridir.Mağrur mağrur bakan gözlerin endamında,mahsun kalan asil kadınlar.Erkek hegemonyasında,manifesto çeken feminist kadınlar.Bilimsel kadınlar,metafiziksel kadınlar.
Uğruna savaşılan kadınlar,şarkılarla söylenen kadınlar,taç-mahal yapılan kadınlar.Sokaklara atılan kadınlar,dövülen kadınlar,sövülen kadınlar,satılan kadınlar,aldatılan kadınlar,köyde tezek toplayan kadınlar,sosyetede renkli şöhretli kadınlar ve aralarındaki devingen kadınlar.
Kadınlar evet kadınlar;analarımız,bacılarımız,eşlerimiz,arkadaşlarımız ve sevgililerimiz.Doğalarında nazlı,gizemli ve sabırlı kadınlar.Psikolojik kadınlar,antropolojik kadınlar ve anatomik kadınlar.
Kadınları anlayan var mı? Filozoflar mı? Yok yada bilimadamları mı? Yok ya!!! Kendi doğalarını,kendi yapılarıyla sadece anlayan kadınlar.
Çocuk doğuran kadınlar,süt veren kadınlar,temizleyen kadınlar,sevilen kadınlar,aşık olunan kadınlar,saçı uzun kadınlar,adet olan kadınlar.
Ayaklarında cennet olan kadınlar,inançlı kadınlar,nurlu kadınlar,asil kadınlar,huri kadınlar;meryemler,haticeler,eminler,fatmalar peygamber olamadılar ama peygamberler doğurdular.
Korkak kadınlar,özel kadınlar,tutkulu kadınlar,sevgiye aç kadınlar,frijit kadınlar,
aşk kadınları,cinsellikten uzak kadınlar,ezilen kadınlar,saf kadınlar,erkeksi kadınlar,güçlü kadınlar,egoist kadınlar,fedakar kadınlar,zeki kadınlar.
Sosyalist kadınlar,kapitalist kadınlar,liberalist kadınlar,laik kadınlar,dinsel kadınlar, materyalist kadınlar ve idealist kadınlar.Ama hepsi analar.
Falcı kadınlar,büyücü kadınlar,cinci kadınlar,batıl kadınlar...Hakim kadınlar,doktor kadınlar,öğretmen kadınlar...Okuyan kadınlar,okumayamayan kadınlar.
Tecavüz edilen kadınlar,taciz edilen kadınlar,çalışan kadınlar,boşanan kadınlar,kısır olan kadınlar,eşleriyle orgazm olamayan kadınlar,intihar eden kadınlar.
Cehennemde daha çok olan kadınlar,cadı kadınlar,sürtük kadınlar,fesat kadınlar,şeytana uyan kadınlar,kötü kadınlar.
Klitorist orgazm olan kadınlar,olamayan kadınlar.Vajinal orgazm olan kadınlar,olamayan kadınlar.Libidosu düşük kadınlar,yüksek olan kadınlar.
Bir kadını,kadın yapan erkeğidir.Bir erkeği de erkek yapan kadınıdır.Ama bu olguyu gerçek anlam da kişilikler ve karekterler belirler.Sorumluluk ve fedekarlığın olduğu yerde,saygı ve sevgiler iletişimi dengeler.
Kadınlar evet kadınlar...Kadınları sadece anlayanlar fizikötesi olanlar...
Metafizik Uzmanı Gökhan Hani
|
|